???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

26 Şubat 2012 Pazar

Vakit Tamamlamaca (:

 Tam bir gece kuşuyum. Geceleri zihnim daha açık oluyor. Sabahları sadece gözlerim açık oluyor bilincim kapalı. (: Hatta dikkat ettim de bloga da genelde yatmadan önceleri yazıyorum. (:
Sabahların bereketi konusunda hepimiz hem fikiriz sanırım lakin sabah kültürü yok maalesef ben de. Yani akşam kaçta yatarsam yatayım sabahları erken kalkamıyorum. Benim için gün öğle namazından sonra başlıyor, yatsıdan sonra aydınlanıyor. Yani ben hayatı 4 vakit yaşıyorum. 5. vakit yani sabah namazı vakti arada kaynayıp geçiyor. Normalde de zaten 5'e 5 katan biri değilim, maalesef hayatımı namaz saatlerine göre değil namaz saatlerini hayatıma uydurma çabasındayım.
Sabah namazına kalkamama durumu birçok kişide mevcuttur sanırım. Saat kur falan diyorlar ama yok bana işlemiyor çünkü benim derdim uyanamamak değil ayılamamak. Uyanıyorum ama kalkamıyorum bir türlü, sabahları işe giderken de öyle oluyor. Yaklaşık 1 saat önceye kuruyorum saati tam 4 kere erteliyorum o çalar saati ve hep ucu ucuna yetişiyorum. Saniyelerle yarışıyorum. Namazda böyle olmuyor işte, saati erteliyim derken vakit geçiyor zaten.
Sağolsun bizim evdekiler de çok duyarlı bu konuda. Babam namaza kalktığında bana da seslenir "Medanşeri namaza kalkacak mısın kızım?" diye ben de böyle uyku sersemi "Teeaameeeaammm" derim o kadar ikinci kez seslenmez bile. Annem desen hiç seslenmez bile.
Okula giderken de böyleydiler. Okula gitmem gerek di mi ama ben yine kalkamazdım, annem gelirdi sabah "Medanşeri okula gitmeyecek misin? Saatin geçiyor." "Yok gitmiiiiceeeaaamm" derdim sırf uykum bölünmesin diye ki not düşeyim derslerim en erken sabah 11'de başlardı. (: İnsan bir sorar di mi niye okula gitmiyorsun, kalk okuluna git, dersin sınavın yok mu senin ama nerdeee. Bu konuda fazla rahatlar bizimkiler.
Şimdi işe gidiyorum yine aynı bazen geç kalıyorum mesela annem gelip gitmeyecek misin bugün diyor sanki öyle bir lüksüm var. (: Okurken ne güzel kafama esince gitmeyeceğim diyebiliyordum ama artık öyle mi? :( Mecbur gideceğim yani niye uyandırmıyorsunuz ki beni? (:
Sabah namazına kalkabildiğim zamanlar çok huzurlu ve mutlu oluyorum hem kulluk vazifemi yerine getirdiğim için hem de gerçekten o vaktin farklı bir boyutu olduğu için sanırım. Bir öğretmenimiz bazı akıl hastanelerine yakın yerlerde sabah ezanını birkaç dakika daha erken okuyabildiklerini söylemişti, hastalar kendilerini daha huzurlu hissedip, sakinleşmelerine yardımcı olabiliyormuş aslı astarı var mı araştırmadım ama mantıklı gelmişti bana. (:
Bazen gerçekten yatarken o niyetle yatıyorum, bir sürü biiii sürü dua ediyorum vakitlice kalkabileyim de namazımı vaktinde kazaya kalmadan kılabileyim diye o zaman saat kurmasam da tam ezan okunurken uyanabiliyorum ama işte aynı sorun yine oluyor ayılıp kalkıp da namaz kılamıyorum. Dur ezan bitsin, tamam şimdi kalkıyorum, kalkacağım, son 5 dk., 3 dk., tamam son saniye hemen kalkıyorum derken hoooppp uyumuşum bile. Bazen rüyamda görüyorum o yüzden ve saf saf gerçek sanıyorum sonra ayılıyorum hiç sevinme kalkamadın sadece rüyaydı diye. Hep şeytan işte. Kızamıyorum ki şeytanın işi de o, bak nasıl güzel yapıyor o bile vazifesini, sen de anca yat diye kendime kızıyorum. :(
Baktım da namaza kalkamadığım vakitler kalkabildiklerimden az ve bu durum beni gerçekten rahatsız ediyor hemen bir çözüm arayışına girdim.
Namaza kalkamama bahanem biyolojik saatim yani ben öyle adlandırıyordum hep, biyolojik saatim geceleri çalışıyor gündüze adapte olamıyor diyordum, o zaman sebepten sonuca gitmeye karar verdim.
tanıştırayım... gutguturuna ve cemaati (: maşallah ya çok tatlılar ((:
Çözüm için yine biyolojik saatime güveniyorum. Yatmadan önce su içmeye başladım. ((: Zamanını ve miktarını iyi ayarlamak gerekiyor, niyette sağlam olunca tam vaktinde biyolojik saat devreye giriyor. (: Hadi bakalım Medanşeri yiyorsa şimdi de kalkma da görelim (((: Öyle ki bu gidişle cami imamını bile ben kaldırabilirim. ((:

23 Şubat 2012 Perşembe

17 = Bir Asal Sayıdan Daha Fazlası

Yaş mevzusundan dertli olduğumu daha önce de yazmıştım. İş yerime gelen müşterilerin bana hitap ederken ki hallerine de değinmiş olmam lazım. Şöyle ki genelde yavrum, amcasının, güzel kızım özellikle belli bir yaş üstü bayanlar da şu işlemi bir hallediver annem gibi beni çocuk yerine koyan hitap şekilleri hakim. Hatta bazı böyle yaşlı tonton amcalar geliyor ben amca, abi, abla, teyze, vb. hitap şekillerini sevmediğim için onlara da "bey" diye hitap ediyorum, onlar ise "Bana dedem de!!!" modundalar. O kadar da değil diyorum ama içimden tabi.  Türk halkı sıcakkanlı gerçekten ben kime çektim de böyle soğuk gudubet bir şey oldum bilmiyorum. (:
Geçen böyle ayak üstü bir sohbet ortamında yanımızdaki kız " Kaç yaşındasınız?" dedi, ben de böyle birden refleks olarak "Nasıl yani?"  oldum. "Yani benim kadar falan gözüküyorsunuz." Ben hala gayet saf  "Siz ne kadarsınız ki?" diye sormuş oldum. "17" dedi. 17.... Sade ve sadece 17.... ((((: Yavrum ne yaptın sen o kadar değil dedim dışımdan dedim bu sefer. Güldüm, geçtim çocuk işte...
Sonra düşündüm hep böyle çocuk yerine konulmaktan şikayetçiyim aslında çünkü çocuk değilim artık. Kabullenmeseler de söylemesi ayıp koca gadana kadar oldum. ((:
Derken bir şey fark ettim, kendimi övmeyi değil yermeyi daha çok seviyorum. Deli miyim neyim, psikolojik sorunlarım mı var, kendimle mi barışık değilim? (: Aslında teoride tam tersi ama pratikte kötümserim. (:
O kız deseydi ki 35 yaşında gözüküyorsunuz, daha çabuk kabullenirdim inanın, di mi di mi evet bence de öyle diye yanına 40 tane daha olumsuz şey sıralardım kendimle ilgili, üzerine bir de espriler yapıp şen kahkahalar atardım. ((:
Biri iltifat ettiği zamanda öyle oluyor, ya duymamazlıktan geliyorum ki genelde yapıyorum bunu ya da yok canım daha neler tavrı bürünüyorum.
Kendimi iyi tanıyorum, artılarımın-eksilerimin farkındayım aslında. O yüzden başka birisinden duymak gereksiz ve saçma geliyor. Normal değilim, evet. (:
Sonuç: Güzel olmak zor zanaat azizim...
Nihahhaha.... Şaka yaptım be şaka.... Böyle bir yazıyı böyle bir cümleyle bitirecek değilim herhalde. Yok öyle bir şey (:
Güzel mi görmek istiyorsunuz, gülümseyin o zaman, o sizsiniz (((:

11 Şubat 2012 Cumartesi

MİMDİR MİM-11-12: Yalnızlık Anksiyetesi=13+15 Şubatın Aritmetik Ortalaması

Sevgili bluestyle mimlemişti beni "Blog yazmaya nasıl karar verdiniz, blog adınızın anlamı nedir?" diyerekten ve harika bir mim yazısı yazmıştı, beni çook mutlu etmişti. Çok sıcak, sevimli bir yazıydı, okumak isterseniz sadece bir tık ötenizde, tıklayın ve okuyun lütfen. (:
Bu mimin karşılığını daha öncede yazdığım için tekrar yazmayacağım, bluestyle'a beni de hatırladığı için teşekkür ediyorum. ((:

Sevgili esved ve deep'in göndermiş oldukları mimin konusu ise değişik geldi bu sefer. (: Mim için ikisine de çok teşekkür ederim, yazılarını okumak çok keyifliydi gerçekten (:

Mim konusu: Kişisel haremimiz. Bize kuul, arkadaş, hayran, dost, sevgili, eş vb. olmasını isteyebileceğimiz 10 kişi seçiyoruz. Erkekler için 10 dişi, kızlar için 10 erkek.
Düşündüm düşündüm ve karar verdim, tam bir rezilim. Harem yapacak 10 kişi bulamadım iyi mi? :( Hayal be hayal... O kadar mı acizsin dedim kendime, yuh dedim falan... Birkaç kişi geldi aklıma hemen girdim googledan baktım evlilermiş. :( Hayal de olsa evli adamın haremde işi ne, hıh! :'(


Dolayısıyla hazır lafı bu kadar uzatmışken hiçbir bilimsel gerçeklik içermeyen Sevgililer Günü yazısı yazasım geldi. ((:
Sevgililer Günü 3'e ayrılır.
1. Sevgilisi olanlar için
2. Sevgilisi olmayanlar için
3. Günden bi' haber olanlar için


1. Sevgilisi Olanlar İçin: 14 şubatta sevgiliniz varsa eğer göğsünüzü gere gere dolaşabilirsiniz, bim bam bom çatlasın a!dostlar modunda. Bu gruptakiler genelde14 şubatı maddi zararla atlatırlar, alınan hediyenin beğenilmeme riskini de içinde barındıran bir süreçtir ki bu genelde er kişiye patlar. Malum bayanların beklentileri genelde yüksektir, er kişinin ise tek tiptir. O yüzden 14 şubat kavgasız geçirilebilirse ilişki sağlam temellere dayanıyor demektir. Üzerine yazılacak çok fazla şey yoktur, küçük şeylerle mutlu olmasını bilen bir sevgiliniz varsa dünya size güzel bu günde, kıymetini bilin. ((:

2. Sevgilisi Olmayanlar İçin:  14 şubata sevgilisiz giriyorsanız kalbinizin bir tarafı buruk demektir. Ele güne karşı "Ooluum çok saçma deil mi, boş işler bunlar, geçeceksin bunları, bizim sevgimiz bir günlük deil bir ömürlük, aziz valentinede kimmiş ki, vs.vs."nidaları atsanız da kalbinizin bir tarafı buruktur. Bu dönem sokakta el ele yürüyen, sarılan bir çift gördüğünüzde sinir katsayınızda bir artış mevzu bahis olabilir. Çift olan herşeye karşı doğal bir tepki içine girebilirsiniz, öyle ki belli bir zaman sonra iki basamaklı sayılar bile sizi depresyona sokabilir, "onlar bile beraber ben tekim" içinizde en çok patlattığınız cümledir. Birden kendinizi yalnızlık anksiyetesinde bulursunuz. (: "Forever alone" der fona Akon "Mr.Lonely" koyar dertlenir de dertlenirsiniz. Üzülmeyin geçici bir süreçtir, ertesi gün hiçbir şey hatırlamıyor olacaksınız büyük ihtimal. (: Yalnızlık anksiyetesinden biran önce kurtulup hayatınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. (;

3. Günden Bi' Haber Olanlar İçin:  Bir de bu günle gerçekten uzaktan yakından ilgisi olmayanlar vardır. Onların tek derdi hayatlarını idame ettirmektir. 13 şubat neyse 15 şubatta o olacaktır, 14 şubat ikisinin aritmetik ortalamasından başka birşey değildir. (: En güzeli, oh! mis ne maddi kayıp ne manevi kayıp var. ((: 

Özetle daha önce şu  yazımda da bahsettiğim üzere fani şeyler bunlar blogcanlar. (: 
Peki ben mi? Ben hangi kategoriye mi giriyorum? 
Bu sene kendime bu 3 kategori üzerinden 2,5dan 3 veriyorum.Kanaat kullandım evet, ne var bunda? :p (((:

Sevgilinizi bilmem de sevginiz hiiiiç eksik olmasın :*:*:*

Neler öğrendik? Anksiyete = Anksiyete veya endişe, canlılarca deneyimlenen kaygı, korku, gerilim, sıkıntı halidir. Canlıların dış ortama uyum çabasında koruyucu bir tepkidir. 
Vikipedi öyle diyor :p

5 Şubat 2012 Pazar

MİMDİR MİM -10- : Babasının Kızı (:

 Hem okumasını, hem kendisini çok sevdiğim blogdaşım DOZ BÜYÜCÜSÜ mimlemiş beni. Yine ne zamandır mim yazmıyordum ama hem Doz'cum dan gelmesi hem de konusu itibariyle bu sefer kayıtsız kalamadım.

Mim konumuz: 
Babalar ve Kızları. "Bir baba nasıl olmalı?" (İster babanızla aranızda geçen bir anıyı anlatın, ister itiraf edin, isterseniz sadece ona ne kadar düşkün olduğunuzu yazın) - En az 4 kişiyi mimleyin.



Kız çocuklar için babaları hep özeldir, biliriz. Benim için de durum bundan farklı değil. (:
Babam benim aynı zamanda en iyi dostumdur. Mesela annem arkadaşım gibidir, onunla eğlenceli zaman geçirebiliriz ama iş sır paylaşma aşamasına geldiyse o noktada babamı tek geçerim. (:
Babam işi dolayısıyla çok sık seyahat eder, hep çok yoğundur ama o yoğunluğunun içerisinde bize hep zaman ayırabilmiştir. Tabir-i caizse evde olduğu zamanlar tepesine çıkardık. Gerçi hala daha öyle, değişen bir şey yok. (:
Çok gezen mi bilir çok okuyan mı sorusunun kesişim kümesi = Babamdır kesinlikle. Hem çok gezer, hem de çok okur dolayısıyla bilgi birikimine hayran olmamak elde değil. Hatta ve hatta hala daha kitap okurken mutlaka ajandası ve renkli fosforlu kalemi hep yanındadır. Okur, altını çizer, ajandasına notlar alır... Nasıl kıskanıyorum anlatamam, bu konuda babama çekmemişim. (:
Biraz huysuz  biraz da inatçıyımdır. İstediğim her şey olsun isterim, zaten öyle hayal aleminde yaşamadığım için isteklerim makul şeylerdir. Küçükken istediğim bir şey olmadığı zaman hasta olurmuşum, ateşlenirmişim, sayıklamaya başlarmışım... Babacığım bu konuda çok zorluklar çekmiş zamanında, gece yarısı oyuncakçı açtırdığı bile olmuş söylemesi ayıp. (:
Sonra hiç unutmam üniversite son sınıftaydım, bir dersten kalma ihtimalim vardı, bütünleme olmadığı için  kalırsam direk dönemim uzayacaktı, dönemimin uzaması demek hem bir sene kaybı hem de maddi kayıp olacaktı. Okulum normal okullardan biraz daha pahalıydı... Babama söylemiştim bunu, sadece ona. (: Babam da uzatmadan okul mu biter, ben senin yerinde olsam bilerek uzatırım demişti, üniversite okuduğun belli olsun. Nasıl gülmüştüm ve rahatlamıştım... O rehavetle geçmiştim tüm derslerimi. (:
Böyle anlata anlata bitiremem babamı....
Babam gerçekten çok özel bir insan, baba derken bile şunları yazarken bile gözlerim doluyor... 
Bizi böyle sevdiği, koca kız olmama rağmen hafta sonları gelip öperek uyandırdığı, her ne koşulda olursa olsun bir dediğimizi iki etmediği, kilometre bazında çok uzaklarda olsa bile her an yanımda olduğunu hissettirdiği, akşam eve geldiğinde yeğenlerime alırken bir tane de bana çikolata almayı hala ihmal etmediği (: ve daha nicesi için ne kadar teşekkür etsem, ne kadar şükretsem az...

Babacım iyi ki varsın ve iyi ki benim babamsın...
Allah'ım yokluğunu yaşatmasın, başımızdan hiç eksik etmesin seni ve herkesin babasını....
Seni çooooook seviyorum, tahmin edemeyeceğin kadar çoooooooook....

Sıra geldi kimleri mimlediğime...
Sevgili;
ve babasının kızı olan herkesi... ((:

1 Şubat 2012 Çarşamba

Gökten Düşer 3 Elma, Düş Olur Anca Bu Rüya

Dün bir arkadaşım rüyasında beni görmüş evleniyormuşum. Evlilik şuan itibariyle bana uzak bir kavram. Böyle söylediğimde insanlar şaşırıyor veya tepki gösteriyor tipik mahalle baskısı işte. Mezun olduysan, işin gücün varsa, elin yüzün düzgünse potansiyel gelin adayısın, kaçamazsın. ((:
Ben de evlilik bana neden uzak bunu dile getirmeye karar verdim size hayalimdeki düğünü anlatarak...
Söz, düğün, nişan hiçbirini istemiyorum. Gelinlik giymek de istemiyorum. Hepsi çok saçma geliyor. Gereksiz ayrıntı yumağı... Maalesef benim gereksiz ayrıntı yumağı olarak tanımladığım bu süreç evliliğin olmazsa olmazları, sırf bu yüzden bile evlenmeyebilirim veya bu konuda benim gibi düşünen birini görür görmez evlenedebilirim. ((:
Ben istiyorum ki hadi biz evleniyoruz diyelim ve evlenelim ama yurt dışında. Evlenmeye kesin karar verildiğinde ailelerden de onay alındığında sadece gelin-damat yurt dışına gider ki burası İtalya'da olabilir Prag'ta olabilir, Uzakdoğu'da olabilir hatta Afrika bile olabilir safari tadında, fark etmez henüz karar vermedim. (: Dünya turu bile olabilir o kadar yani. (:
Gidilir nikah kıyılır, tatil yapılıp dönülür. Sonra sevilen aile dostları, yakınlar evde ağırlanır, evlenildiği bu şekilde duyurulur. Nokta. Bitti. Hepsi bu. (:
Hele o davetiyeler, nikah şekerleri falan ne kadar gereksiz şeyler... Gelinlik de öyle bir kere giyeceğin şey... Beyaz rengi de öyle kabarık kabarık tüllü dantelli şeyleri de hiç sevmem. Siyah gelinlik olsa daha güzel olurdu bence onu da topluma kabul ettiremezsin. Bir sürü dedikodu yaparlar arkandan çok da umurumdaymış gibi. Hatta mor bile olabilir, nihahahha (:
Sonuç ben ütopik şeyler istiyorum ama istemediğim şeyleri de yapamam, ikisinin ortasını bulmam zor...
Dolayısıyla şu geleneksel kabus tadında evlilik sürecine kendimi hazır hissedene veya benim gibi kendi ütopyasında yaşayan birinin varlığına inanana dek evlenmeyeceğim gibi gözüküyor ki bu da kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşmesi mucize olan kategoriye girdiğinden bir müddet daha sadece rüyalarda mürvetimi göreceğiz. ((:
Yani gökten 3 elma düşse şöyle en yeşil olanlarından yada fuji olanından isteyenler kerevetine çıksa isteyen hani bana hani banalasa, kimi katur kutur yese kimi de ben elma sevmem neden armut düşmedi dese ama olmaz. Kaidelere aykırı...
Gökten 3 elma düşer, onlar muradına erer, bize kereveti kalır...

Neler öğrendik?

Kerevet: Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan, duvara bitişik, ayakları olan, tahtadan sedir. Kaynak:tdk   ((: