???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

31 Aralık 2011 Cumartesi

Yılbaşını Saklasak da mı Kutlasak, Saklamasak da mı Kutlasak?

Her sene gündeme gelir şu  yılbaşı kutlama mevzusu, acaba kutlamalı mı, kutlamamalı mı?
Şimdi efendim biz kapı gıcırtısına oynayan, eylemlerini, protestolarını bile sokakta halay çekerek davul-zurna eşliğinde yapan, tabir-i caizse 9'8lik bir milletiz.
Seviyoruz eğlenmeyi, o yüzden bizler için önemlidir resmi ve dini bayramlarımız. Ama yetmiyor azizim yetmiyor demek ki... Bizimkiler yetmiyor, yok cadısıydı yok sevgilisiydi yok yılbaşısıydı derken uluslararası düzeyde de kutlamadığımız gün, bayram kalmıyor.
İnsan gibi kutlandığı sürece benim için bir problem yok, söylemesi ayıp bana ne...Sorsan herkes her şeyi benden iyi biliyor. O yüzden umrumdışı...
2011 bitsin ama artık, hiç sevmediğim resmen ömrümden kayıp bir yıl oldu...
Hayatımda hiçbir değişiklik olmadı, yerimde saydım...
Ufak tefek mutluluklar da yaşamadım değil tabi şimdi hatırlamasam da mutlaka mutlu olmuşumdur, yüzümü güldürmüştür yer yer. Mesela bir keresinde ımhhhhhh, şey olmuştu hani ne çok mutlu olmuştum şeyyy hani ımhhh... Yok ya gelmiyor aklıma hiçbir şey ... Kayda değer bir şey olmamış demek ki, anlıkmış hepsi zorlamaya gerek yok ...
2012 sen 2011 gibi olma tamam mı? Gerçi ilk kazığını attın bile cumartesi gecesine gelerek ama hadi bunu saymıyorum. Ne olurdu hafta içine denk gelseydin de biz de fazladan bir gün tatil yapsaydık?
Neyse, daha birbirimizi tanımıyoruz bile kavgaya gerek yok, önce tanışalım, sonra alttan alan taraf hep sen ol ama 2012...
Miladi takvimi kullandığımıza göre yarın hepimiz için yeni bir gün, yeni bir ay, yeni bir yıl olacak.
Sanırım yeni bir başlangıç için yeteri kadar koşul sağlanmış oluyor, daha n'olsun ...
2012 mutlu et bizi...

24 Aralık 2011 Cumartesi

Sevgili Kar Farklı Mevsimlerin İnsanıyız Biz

Sevmiyorum karı, kışı, yağmuru. Soğuk olsun somsoğuk olsun gıkımı çıkarmam ama üzerine bir de böyle kardı yağmurdu falan derken iyice depresyona giriyorum ben, sevmiyorum işte sevmiyooruuummmm. :'((((
Sabah sabah kalktım baktım kar yağıyor sinir oldum hatta sinir bombası oldum iyice. Tamam, yağmur berekettir, kar mikropları kırar falan filan biliyoruz sonra barajlarımız da dolacak susuz kalmayalım di mi, Allah'ın işine de karışılmaz haddime değil zaten de sevmiyorum işte. Mutsuz oluyorum ya, yeni yılı da sevmiyorum zaten. Hele o saçma sapan orta yerde cınngll cınngılll bellsleyenlere iki kere gıcık oluyorum.
Tekrar ediyorum kış uykusuna yatmak istiyorum ben de. Kışın dondursunlar beni baharda çözsünler. Hem zaten eminim Uyuyan Güzelimiz Prenses Aurora eline kıymık battığı için falan değil kıştan kaçmak için uyumuştur hıh! :'(
Ya da şöyle olsun kış uykusuna yatmasam ama kış izni alsam. Bu da olur bak hatta daha iyi olur. Kışları bu karlı yağmurlu havalarda işe gitmesem evimde otursam o zaman severdim bak karı....
Buradan "kar"a sesleniyorum...
Sevgili Kar...
Yağ ama tutma tamam mı? Pazartesi etraf bembeyaz olmasın, yollar kapanmasın, ben işe giderken düşüp bi' tarafımı kırmayayım ya da kırayım... Kırınca kırık izni alırım kar izni alamasam da. (((:
Öyle işte sevmiyorum ben seni, yapacak bir şey yok. Beyaz rengi de sevmem zaten sorun senle değil yani alınma, bana kızıp şimdi deli gibi yağma tamam mı?! Farklı mevsimlerin insanıyız biz ...

Yazımın anafikri: Depresyona giren, bunun için çevresinde gördüğü her şeyi suçlayan, mutsuz belki biraz umutsuz kurtuluş için alış-verişi seçmek isteyen ama pişman olmak istemeyen, masterında tez aşamasına gelmiş, bankada yıl sonu hedefleriyle sapıtmış bir kısçenin ruh halinden kesitler. (:

12 Aralık 2011 Pazartesi

Hayatı 'SOL'dan Yaşamak....



Beynin sol yarım küresi vücudumuzun sağ tarafını, sağ yarım küresi de sol tarafını yönetmektedir. Dolayısıyla beynin sağ lobunun sol lobuna göre daha gelişmiş olması durumuna solaklık denir diyebiliriz ki genel olarak günlük işlerde sol elin, ayağın vs. sağ el, ayağa göre daha baskın kullanılmasına solaklık denmektedir.
Solaklığın nedeni konusunda tıp dünyasında kesin bir sonuca varılmamakla birlikte genetik faktörlere, bebeğin anne karnındaki gelişimine bağlı olduğu şimdilik daha yaygın olarak kabul edilegelen görüşlerdendir.
Solaklığın nedeni bilim adamları tarafından araştırıla dursun solak kişilerin yaşadığı gündelik sorunlar onların toplum tarafından sakar olarak nitelendirilmelerine hatta sağaklara göre daha az yaşamalarına sebep olmaktadır. Sağaklara göre kurulan bir dünya düzeninde solakların yaşadığı gündelik sorunlara baktığımızda;
* Zaten solak olduğunuz anlaşıldığı an büyüklerinizden sağak olmaya teşvik konusunda bir baskı görürsünüz ki en büyük sıkıntılardan biridir sizi solak olarak kabul etmelerini sağlamak.
* Cetvel, makas, bıçak, cezve, kepçe gibi araçları kullanmaları sağaklar anlamasa da solaklar için bir mucize mahiyetindedir.
* Büyük şehirlerde yaşıyor akbil veya ego kartı kullanıyorsanız üstüne üstlük birde solaksanız akbili basarken veya ego kartıyla turnikeden geçmeye çalışırken herkes sağ eliyle kartını okutup soldaki turnikeden geçmeye çalışırken siz sol elinizle kartı okutup sağ taraftaki bambaşka bir turnikeden geçmeye çalışırsınız ama başarılı olamazsınız ta ki karşıdan sizi görüp uyaran güvenlik görevlisinin ikazına dek.
* Okul dönemi başlı başına bir sorundur zaten. Sıra arkadaşınızın da solak olma ihtimali çok düşük. Dolayısıyla siz hep solda oturmak zorunda kalan taraf olursunuz kollarınızın çarpışmaması için. 
* Sıra değil de kolçaklı sandalye varsa bir de daha büyük bir problem sizi bekliyor demektir çünkü hiçbir zaman aradığınızda sol kolçaklı bir sandalye bulamazsınız. Sağ kolçaklı bir sandalyede eğri büğrü oturur yada yandaki boş sandalyenin kolçak kısmını da işgal edersiniz.
* Saatinizi sağ kolunuza takarsınız dolayısıyla saatinizi ileri-geri almak istediğinizde buton terste kalacağı için kolunuzdan çıkarmak zorundasınızdır.
* Mouse kullanıyorsanız mouse PCnizin hep solundadır ve sizden sonra gelen kişinin mouse un burada ne işi var diye tepkisine maruz kalırsınız ayrıca herkesin tıklama işi için kullandığı işaret parmağı yerine siz orta parmağınızı bu konuda üstün beceri sahibi yaparsınız.
* Birçok teknolojik eşyayı (telefon, fotoğraf makinesi, klavyedeki numberpad, vs.) kullanmakta zorluk çekerseniz, düğmeler hep ters tarafa konmuştur çünkü.
* El sıkışırken önce sol elinizi uzatır gayri ihtiyari karşıdaki kişinin ufak bir şaşkınlığından sonra 'Seni şakacııı seniiiiiii' ithamıyla karşılaşırsınız.
* Hele bir de bayansanız ilk etapta tığ tutamaz, kanaviçe işleyemez, örgü öremezsiniz. Bunları öğrenmek  için ekstra ekstra çaba sarf etmeniz gerekir. Hem cinsleriniz inci inci çeyiz dizerken siz onları seyredersiniz. (:
* Trafiğin sağdan aktığı bir ülkede yaşıyorsanız ki büyük ölçüde öyle araba kullanmakta bir sanat oluyor sizin için.
* Cicili bicili kupalar alıp bir şeyler içmek istediğinizde asla o beğenerek aldığınız kupanızın figürünü göremezsiniz.
* Ambalajlı bir ürünü açmak istediğinizde açma yerini bulana kadar akla karayı seçersiniz.
* Kapıları, dolapları, pencereleri açarken hep kolların, kulpların neden ters takıldığını düşünürsünüz.
* Musluklarda eliniz farkında olmadan hep önce sol tarafa gider ve sıcak su temasıyla kendinize gelirsiniz.
* Sizi sol elinizle yazan biri gördüğünde nedense şaşırıp sanki çok anormal bir durummuş gibi 'Aaaaaa sen solak mısın?' sorusuna muhatap kalırsınız.
* Yazdığınız yazıyı göremezsiniz. Kara kalem veya mürekkep kullanıyorsanız eliniz yazdıklarınızın üzerinden geçtiğinden hiç temiz kalamazsınız.
Lakin solaklık gerçekten bu kadar negatif bir şey midir? Bir solak için tüm bu olumsuzlukların yanında oldukça da eğlenceli bir şeydir aslında.

Mesela;
* Burası benim tersime geldi deyip otobüslerde istediğiniz özellikle de cam kenarına geçme şansı tanır size,
* Sonra okul döneminde öğretmenler düzgün oturun, kağıtlarınızı kapatın diye uyarırken siz sağa dönmüş bir şekilde ben solağımda ondan öyle yazamıyorum deyip kopya alma-verme işlemlerinde başarı sağlayabilirsiniz. (Tabi siz kötü çocuk olmayın uslu uslu oturup cevaplayın soruları, kopya çekmeyin (: )
* Solaklar zekidir tezini arkanıza alıp yürü ya kulum modunda dolaşabilirsiniz.
* Birçok spor dalında kendinizi geliştirip bu özelliğiniz sayesinde başarılı bir sporcu (futbol, tenis, ekstrim, vs. ) olabilirsiniz.
* Dünya nüfusunun yaklaşık %10-%15 inin solak olduğu bilindiğine göre bu ayrıcalığın tadını çıkarabilirsiniz.
* Diğer solakdaşlarınızla daha kısa sürede iletişim kurup, diğer insanlara göre çok daha kısa sürede kaynaşabilirsiniz. Yaşasın solak kardeşliği moduna geçebilirsiniz.
* Genelde dikkat çeken biri olursunuz.

Yani dezavantajları avantaja rahatça çevirebilirsiniz.
Tüm bu avantaj-dezavantajın yanı sıra solaklık toplumlarda geçmişte de günümüzde de çokta hoş karşılanan bir durum değildir. Avrupa'da Ortaçağ döneminde solaklara cadı damgası vurulmuş ve sol tarafında beni olan kadınların yakıldığı rivayet edilmektedir. Japonya'da ise evlendikten sonra eşinin solak olduğunu öğrenmesi boşanmayı meşru kılan sebeplerden biri sayılmakta imiş. İslam dünyasında da sol elle yemek yemenin haram kılındığını biliyoruz. Şeytanın sol elle yemek yiyor olması, geçmişten bugüne birçok resimde solak olarak çizilmiş olması solaklığın birçok toplum tarafından hoşgörülmemesinin altında yatan sebeplerden olabilir.
13 Ağustos'un Dünya Solaklar Günü olarak kutlanıldığını hatırlatır, bu dünyada yalnız olmadığınızı belirtmek isterim.
Birgün bile olsa dünyayı sol tarafından yaşamak dileklerimle ... 

Not: Malum projeydi, sınavdı, sunumdu derken yeni post giremiyorum lakin daha önce yaklaşık 1 yıl önce tam olarak şurada yazmıştım bu yazıyı. Sizlerle de tekrar paylaşmak istedim. Tüm solaklar için gelsin.... 

7 Aralık 2011 Çarşamba

Renk Sorunsalı

Günlük yaşantımda öyle renkleri çok fazla kullanan biri değilimdir veya olmadığımı zannediyorum, rengim laciverttir. Benim olayım budur yani, tek vazgeçilmezim lacivertim. Herşeyim laciverttir, eteklerim, çantalarım, ayakkabılarım,vs.vs.vs.vs..... Alış-verişe çıktığımda da gözüm önce hep lacivert arar, lacivert şeylere takılır. Baştan aşağı da lacivert olamayacağım için bazen araya renk katarım. Mesela yeşil-lacivert uyumuna bayılırım, mor-laci, beyaz-laci, kırmızı-laci, turuncu-laci, pembe-laci ise sıklıkla kullandığım kombinler. 

Pembe rengi severim aslında ama yakıştırmıyorum pek kendime. O yüzden haftada hatta iki haftada bir anca kullanırım yada kullanmam pembe-laci kombinasyonları. Şöyle bütün olarak incelendiğinde lacivert yine en ağır basan renk olur her halükarda. 
Velhasılı kelam buna rağmen hep çok renkliymişim gibi tepki alıyorum çevremden, örnek geçen günlerde yeşil-laci çizgili gömlek, laci-etek kombini yapmıştım. İş yerimde herkes bugün ne güzel rengarenk olmuşsun yine diye tepki verdi. İnanın gittim aynaya baktım, üzerimde bir renk var da benim gözümden mi kaçıyor diye, hayır yani bildiğin lacivertim. Çok renkli olmak kötü bir şey mi hayır değil ona da bir sözüm yok ama yanlış teşhis koyuyorlar işte. Ben çok renkli değilim. (((: 
Sonra düşündüm taşındım böyle bir yargıya nereden varabilmiş olabilirler diye. Çünkü benimle ilgili akıllarına gelen ilk şeylerden biri büyük ihtimal renklerle ilgili olur ve vardığım sonuç: Renkli olan aslında benim dışım değil içim. (((((: 
Renkli giyinmesem de renkli bir kişiliğim var. Bunu inkar edemem işte. 
Dolayısıyla onların algıladığı bu renklilik tamamen psikolojik bence. Şimdi diyorsunuz biliyorum, Medanşeri tek derdin bu mu Allah aşkına diye ama öyle değil işte, inanın dert oldu bu konu bana. Daha renksiz nasıl giyinebilirim diye düşünmekten bir hal olmuştum sanki çok renkli giyiniyormuşum gibi en son dedim ya sadece gömleğimin çizgilerinde yeşil vardı onun dışında baştan aşağı laciverttim ve yine aynı tepkiyi verdiklerinde anladım. Durum budur. Ben baştan aşağı simsiyah giyinsem dahi onlar ne kadar renklisin diyecekler. (:
Sonuçta laci - siyah - beyaz iş hayatının vazgeçilmezleri renk olarak bile algılanamazlar bu bağlamda.
Öyle işte... Gülmeyinnnn ((: