???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

24 Şubat 2015 Salı

Alfabe A-ile Başlar, Toplum Düzeni Aileyle Başlar (:

Aslında biliyorsunuz eğlenceli şeyler yazmayı seviyorum genelde ama son zamanlarda olmuyor, içimden gelmiyor bi' türlü. Haber programlarını seyrettikçe, okudukça yaşam enerjim yok oluyor resmen, acaba ne yapabilirim, benim payıma ne düşüyor çözüm için diye düşünmeye başlıyorum. Bugün gerçekten çok önemli olduğunu düşündüğüm bir şey paylaşmak istiyorum sizlerle, özellikle ebeveynlerle...
Bir çocuğun en iyi arkadaşı, dostu, sırdaşı kesinlikle annesi - babası veya en azından ikisinden biri olmalı. Çocuklar ailelerinden korkmamalı, her ne olursa olsun ailesinin onun arkasında, onun destekçisi olduğunu bilmesi lazım.
Henüz ortaokula yeni başlamıştım, bir akşam babamla Sinan Çetin'in Film Gibi programını seyrediyorduk. Hatırlayanlarınız olmuştur mutlaka. (: Küsleri barıştırırlardı, kavuşamayanları kavuştururlardı, kapılar açılırdı, vs. (:
Bir kadın gelmiş hikayesini anlatmış, babasının onu affedip gelmesini bekliyordu. Babası gelmemişti ben de sesli olarak ben olsam ben de gelmezdim dedim. Babam nedenini sormuştu, yapmadığı şey kalmamış, kendisi kaçmış gitmiş, sonra da beni affet diye gelmiş, baştan gitmeseymiş dedim. Babam durdu, peki aynı şeyi yapan ben olsaydım beni de affetmez miydin diye sordu, bir an afalladım, olur mu öyle şey, sen benim babamsın, her ne olursa olsun ben seni affederim demiştim.
Babam da sen anne-baba sevgisini biliyorsun ama evlat sevgisini henüz bilmiyorsun demişti gözleri dolu dolu bir şekilde. Sen de her ne yaparsan yap, her ne yapmış olursan ol biz seni affederiz, unutma sen benim kızımsın ve hep öyle kalacaksın demişti. O an çok idrak ettiğim söylenemezdi ama babamın o duygusal hali beni derinden etkilemişti. Düşünün hala daha aklımda. (:
O akşamı hiç unutmadım, biliyordum ben ne yanlış yaparsam yapıyım ailem arkamda olacaktı. O yüzden onları üzmemek, onların bana olan güvenini sarsmamak için yanlış yapmamaya çalışıyordum kendimce. Yaptığım da ise bunu onlarla paylaşmaya çalışıyordum.
Kız çocukları ve anneleri arasında bir bağ oluyor ya normalde, malum kız muhabbeti (: Benim o bağ babamla aramda vardır. Sana bir şey söyleyeceğim ama kızma dediğimde gerçekten kızmaz, dinler sadece dinler, akıl vermez, konu ile ilgili benim fikrimi sorar, sorunu gözümde minimize etmemi sağlar ve bilirim ki kimseye söylemez. Anlattığım şey babamla aramda kalmıştır, bundan eminimdir.
Bu böyle olmasaydı ben bir hata yapsam ve ailemden gizlemek zorunda kalsa idim, hatamı örtbas etmek için yeni hatalar yapacak,  her yeni hata bir yenisini doğuracak, yalan yalan üstüne olacaktı. Bu durum beni ailemden uzaklaştıracak, yeni arkadaş çevrelerine sokacak, ailemden bulamadığım güven duygusunu yabancılarda arayacak, eğer şansım yoksa yanlış kişilerle, yanlış ilişkiler içerisinde bulacaktım kendimi. Her insan hata yapar, hepimizin hataları var, önemli olan hatamızın farkına varmak, bir daha yapmamak. Hata zincirinin halkası olmamak...
Çocuklarınız sizden korkmasın, sizden bulamadıkları sevgiyi, saygıyı, güveni, ilgiyi başkalarında aramasınlar. Onları kendinize yabancılaştırmayın...
Gözlemlediğim kadarıyla ebeveynler kızılacak yerde kızmayıp, kızılmayacak yerde kızıyorlar genelde. Çocuğunuz sizinle bir sırrını, bir hatasını paylaştığında ona sakın ama sakın kızmayın aksine bu durumu sizinle paylaştığı için teşekkür edin bence.
Bu yazdıklarımın hiçbir bilimsel geçerliliği yok, tamamen kendi izlenimlerim ve kendi düşüncelerim. Aile olmak, aile olabilmek gerçekten çok önemli, aile kutsal bir birim benim için, kutsallığını ve mahremiyetini kaybetmemeli, toplumumuzun selameti için gerekli bu.
Herkes kendi evinin önünü süpürse sokaklar tertemiz olur diyoruz ya, herkes kendi ailesine sahip çıksa, sevse, eğitse, korusa kollasa toplum da tertemiz olur inanın.
Alfabe A-ile Başlar, Toplum Düzeni Aileyle Başlar  ((:
Böyle çok kamu spotu gibi oldum bugün farkındayım (:
Sevgiyle kalın :*

19 Şubat 2015 Perşembe

Organik Derken?!

Yolda yürürken sizden korkup kaçan sokak hayvanlarına denk gelmişsinizdir mutlaka. Halbuki siz sadece yolda yürüyorsunuzdur ama o korkup kaçar, peki neden? Hayvanlar bile güvenmiyorlar insanlara, Allah bilir kendini insan sanan bir mahlukat acaba ne zarar verdi de hayvancağız o kadar korkar oldu insanlardan?!!!
Hayvanları seviyorum hem de çoook. Özellikle sokak hayvanlarının yeri apayrıdır benim için. Hayvan sevmekle kalmıyor, hayvan sevgisinin merhamet duygusu ile doğru orantılı olduğunu düşünüyorum.
Günün birinde bir sokak köpeğine 1 dilim ekmek vermiştim. O sokak köpeği, o 1 dilim ekmek için bir daha ayrılmamıştı kapımızdan, bizi sahiplenmişti, eve yabancıların girmesini önlüyor, başka başıboş köpekler gördüğünde havlıyordu. Yediği lokmayı hak etmeye çalışıyordu sanki, hiç nankörlük etmedi. Nankörlük insanlara has bir özellik sanıyorum. O köpek olmanın verdiği sorumluluğu sonuna kadar yerine getirdi.
Bir kedim vardı, yine sokak kedisi. Bir kere başını okşadım diye peşimden ayrılmayan, doğurduğu yavrularını bir kez başını okşadım diye tek tek bizim kapımızın önüne taşıyan bir sokak kedisi. Sanki başına gelecekleri biliyormuş gibi yavrularını bize emanet ettikten sonra araba çarpan ve maalesef hayatını kaybeden bir sokak kedisi. Öldüğünde henüz yavruların gözü bile açılmamıştı, peki onları kim sahiplendi, kim büyüttü, kim emzirdi dersiniz? Bir erkek kedi. Şaşırdınız di' mi? Yanlış okumadınız; evet, emzirdi dedim. Tüylerini emiyorlar ve o hiç sesini çıkarmıyordu. Sanki insanlık dersi verir gibiydi... Erkek olmasına rağmen annelik yaptı hepsine.
Hayvanlar da can taşıyor, onların da sinir sistemi var yani onlar da acıyı hissediyorlar. Nasıl ki senin eline iğne batsa acıyor, aynı acıyı onlar da hissediyor. 
Öyle şeyler okuyoruz, dinliyoruz, görüyoruz ki... Hayvan bile yapmaz diyoruz. Hayvan yapmıyor ama insanoğlu yapıyor işte. İnsan, insanlığından utanıyor bazen... 

Sevmek, merhamet etmek, şefkat duymak, empati kurmak bu kadar zor mu gerçekten? Bu kadar ulaşılmaz mı? 

Canlı varlıklara organik, cansızlara inorganik denir diye öğrettiler bize...

Yediklerimiz, içtiklerimiz organik olsun diye çabalıyoruz peki biz gerçekten organik miyiz? 

 "Bir insan acı duyabiliyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyabiliyorsa insandır." demiş Tolstoy...

Sadece canlı değil insan olabilmek temennisiyle...