???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

27 Şubat 2011 Pazar

Maziden Bir Fırtık


Ankara'da yine sıkıcı bir hava vardı bugün, keyifsiz bir pazar, sadece alış-veriş merkezine gidilebilirdi. Ben de açtım blogumu blog gezmesine çıkayım o zaman dedim. (: Alış-verişe çıkarken çantamı blog gezmesine çıkarken kahvemi eksik etmem yanımdan. Bir blog, iki blog derken ustam geldi aklıma. Ustamı bilirsiniz gerçi o kadar çok lakabı var ki ustam, sunshinem, pamukum, cancağızım ve niceleri... Bilmeyenleriniz için ustam, Fırtonyusum benim 6 yıllık arkadaştan ötem -uygun kelimeyi bulamadım tam olarak arkadaşım desem olmaz, kardeşim desem olmaz, dostum desem olmaz, tek kelimeyle ötem işte - (: Uzun zamandır sağlık sorunları yaşıyordu maalesef ama artık kötü günler geride kaldı çok şükür bin şükür ve bunun bir göstergesi olarak bloga tekrar yazı yazmaya başlamış bulunmakta. Tesadüfen gördüm bugün yazıyı ve nasıl mutlu oldum anlatamam. Bunun üzerine bu yazımı Fırtonyusuma ithaf etmeye karar verdim. (:
Fırtonyusumla ilk üniversitede tanıştık biz ama normal bir tanışma olmadı tahmin edeceğiniz gibi. (: Üniversite açılalı yaklaşık 1 ay olmak üzereydi ve ben daha okuldan içeri adımımı atmış değildim. Hazır devam mecburiyeti yok tabi ki kaçırır mıyım bu fırsatı ASLA! (Herhangi bir şeye devam etmek başlı başına bir sorun teşkil etmekte ya zaten hayatımda o konuya hiç girmeyeceğim.) Sınıftan da tanıdığım bir isim var, bir yakınımın en iyi arkadaşı, dedim ki ha!işte arkadaşım da hazır, öyle arkadaş bulma gibi bir derdim de olmaz, zaten ilk senemde bırakacağım üniversiteyi hayallerimin peşinden koşacağım tekrar sınavlara gireceğim, yuvarlanıp giderim bir yıl işte n'olcak diye düşünüyorum.
Okula gittiğim ilk gün girdim sınıfa zaten yanımda arkadaşım da var ya kafam rahat kimse umurumda bile değil. O beni birkaç kişiyle tanıştırdı o kadar. Çok geçmeden güvendiğim dağlara kar yağdı, tek arkadaşım olabilecek kişiyle anlatsam roman olur cinsinden bir sebeple aramız açıldı, daha doğrusu aramızın açılmasına sebep olundu ammavelakin her işte bir hayır vardır derler ya aynen öyle işte o zaman çok üzülsem de hayırlı bir sebebi varmış sonradan anladım, neyse (:
Bir gün hiç hatırlamadığım bir sebepten ötürü kütüphaneye gitmeye karar verdik. Ben, ilk arkadaş, ilk arkadaşın bir arkadaşı ve Fırtonyus. Zaten üniversitenin kütüphanesine ilk ve son gidişim oldu o. Normalde hayatta gitmezdim ama kader ağlarını örmeye başlamış işte, hayır diyemedim, gittik hep birlikte -ki içeri dahi girmemiştim zaten- ama ilk arkadaş bana tavırlı ya onlar diğer arkadaşıyla önden gidiyorlar, biz de Fırtonyus'la arkadan onları takip ediyoruz, Fırtonyus'la ilk konuşmamızdı, yürüme mesafesi yaklaşık bir 10-15 dk. var fakülte kütüphane arası, yürürken epey konuştuk, kaynaştık pamukumla. (: Sonrasında ilk arkadaşla tamamen kopardık bağlarımızı onla yaşadıklarım Fırtonyus'u kazanmama sebep oldu. (: Nasıl sevdim bu kızı ilk görüşte aşk yani bizimkisi, tam benlik böyle gayet cici, hoş sohbet, düzgün bir kişilik. Birlikte oturmaya başladık, derslere birlikte giriyoruz, ders aralarında birlikte vakit geçiriyoruz falan ohh! keyfimize diyecek yok. Öyle ki ben sabahları kalkamam asla, asla, asla normalde derslerimiz akşam üzeri başlardı ama ilk sene biz Fırtonyusum'la kendimize bir ders programı yapmıştık. 10 dersimiz vardı, bazı günlerin bize kalması için sabah derslerine giriyorduk. Fırtonyus'u o kadar sevmiştim ki anlayın onunla birlikteyken erkenden kalkıp sabah derslerine girmeyi göze almıştım. Sonucunda 4,00'a yakın bir ortalama da beraberinde gelmişti tabi öhööm öhömm övünmek gibim olmasın.
Aradaki boş zamanlarımızda üst kattaki boş sınıflardan birine girerdik böyle gayet ciddi ene kona sohbet ederdik, dünyayı kurup kurup kaldırırdık. Her sohbetimizin bir sosyal mesajı vardı ehuheuheuheuhhe daha cozutmadığımız zamanlardı. (: Sonra sonra havalar ısınınca şimdi 6 yıllık olan mekanımıza gitmeye başladık. :Tüm öğrenciler fastfood zincirlerine, okul cafetaryalarına, cafelere takılırken biz çok ünlü bir pastahane zincirinin okula yakın bir şubesine gidiyorduk. Sor bir neden? Normal şartlar altında öğrencilerin takıldığı mekanları bilirsiniz çoğunda masalar dib dibe, ortam çok sesli, doğru düzgün oturup konuşamazsın, yok o baktı o geçti o attı o tuttu o da hani bana hani bana dedi muhabbetlerinden içimize sıkıntı gelir, insanlar yemek yemek yerine genelde bakışlarıyla birbirlerini yer, böyle bir serbest ekonomi piyasası hakim olurdu genelde, bizim gittiğimiz mekanda ise tek öğrenci bizdik. Genelde çalışanlar, iş adamları, iş kadınları falan geliyordu öğle yemeği için yada böyle kokoş teyzeler günleri için. Tek kakara kikiri biz oluyorduk öyle ciddi bir mekanda. (: Şimdi düşününce ne safmışız mı diyeyim, cahilmişiz mi diyeyim halbuki git kaynaş değil mi arrrrkidaşlarınla? Kendini toplumdan, okuldan soyutlama çabası niye, niye ayrılıyorsun sürüden bırak iletişim kursun senle insanlar.
Bulmuşuz ya birbirimizi kimseyi yanımıza yanaştırmıyorduk, böyle gayet mutlu mesut gidiyorduk. Hayır yani yanlış anlaşılmasın sadece karşı cinsi değil hem cinslerimizi de yanaştırmıyorduk yanımıza. Gerçi sonradan pişman olmadık değil keşke şuna bir şans verseydik, şunu terslemeseydik, şunun konuşmasına izin verseydik, vs.vs. diye ama sözde tabi hepsi. Yoksa hala daha anlatıp anlatıp gülüyoruz. Sonuç: Boşver yavrimu, demek kısmet değilmiş nasip olsa ağzımız dilimiz bağlanırdı di' mi? ((: Yani özümüzde pişman değiliz bu kafayla gene olsa gene yaparız. (:
Dört sene boyunca öyle eğlendik ki sonradan aramıza çekirgemiz de geldi ekip tamamlandı böylece. (: Ben koç, ustam aslan, çekirgem yay burcu var mı bundan ötesi... 3 ateş grubu bir araya gelince ne bileyim böyle Ay Savaşcıları, Powerpuff Girls gibi falan hissediyoruz kendimizi.
Okulda fotokopi çekmeye gittiğimizde hangi bölümde okuduğumuzu, hangi dersleri aldığımızı bizden iyi biliyorlardı, şöyle ki ders notu çektirmek için fotokopiye inerdik mesela beş karış surat tabi biz de dışarıya karşı konuşmaktan aciziz; yok, o hoca size girmeyecek, sizin bölümünüz şu, şu sınıftasınız di' mi, sizin şu notlar işinize yarayacak, biz çekelim şimdi sırada beklemeyin, çıkışta alırsınız derlerdi ve haklı çıkarlardı, almaya giderdik para vereceğiz hangimizde bozuk varsa verirdik ona bile karışırlardı geçen de siz vermiştiniz, o vermişti vs. diye biz her seferinde şoklar içinde geri gelirdik, bunlar bizle ilgili bu kadar bilgiyi nereden biliyorlar diye...
Okulda 5 dk. ders arasında kantine inerdik su, kahve, çikolata almak için mesela, biliyorum yine Dido alacaksınız di' mi?! Hııııı evet, yine içimizden yüzlerce insan var, 40 yılın başı bir şey alıyoruz onu da hatırlıyorlar ne hafıza varmış maşallah diye geçirirdik..
Bir prof. hocamız vardı kulakları çınlasın herkesin tiiiir tir titrediği ilk seferde kimsenin dersini veremediği şu şanı almış başını yürümüş olanlardan, bizdeki de şans ya hem 2. sınıfta hem 4. sınıfta ders almak zorunda kalmıştık aynı hocadan, herkese sınıfa girdiğinde sorular sorardı, sınavın nasıl geçti, kitabı okudun mu, vs.vs. gibi bize geldiğinde birden içine sefgi kelebeki kaçmış gibi olurdu n'aptınız bakalım ha! kuzular derdi, kumrular derdi. Biz yine şok...
Diğer sınıf arkadaşlarımız şu hocaya selam verdim almadı bile diye yakınırken hocalar bizi görünce kendileri selam veriyordu, naber kızzlaaarrr?! ihiihihi sağolun hooocammm... kızlar korosu (:
Normalde okul giriş-çıkışında güvenlik var malum ve kartlı sisteme geçene kadar onlar kimlik kontrolü yapıyorlardı sonradan dııııttttlatıp geçmeye başladık gerçi ama o zamana dek kimse çıkar kimliğine bakacağız demedi. İnsan kendini bir tuhaf hissediyor acaba çok mu saf salak görünüyorum, nereden biliyorlar belki kötü biriyim, belki öğrenci bile değilim, ne oluurrr ne oluurr benim kimliğimi de sorun diye geçiriyordum içimden ama nafile...
Sanki okulda bizi koruyan kollayan gizli bir güç var gibiydi çok komikti, biz kendimizi tamamen soyutlamıştık okuldan sadece derslere girip çıkıyorduk, üçümüz dışında öyle muhatap olduğumuz kimse bile yoktu doğru dürüst merhaba- merhaba yalnızca ama okul bizi ısrarla bağrına basıyordu, hatta bulaşma oğlum bunların arkası sağlam havası hakimdi. Bir türlü çözemediler nasıl insanlar olduğumuzu, efsanelere konu olacak cinsten. (:
O zamanlar acaba paranoyak mı olduk bize mi öyle geliyor diye bile düşünüyorduk zaman zaman ama mezun olunca işte çeşitli kurslar da, vs. karşılaştığımızda okuldan birileriyle ilk konuşma sonrası yüzlerindeki ifadeyi görmeniz lazım, 'benimleee konuştuuu, benimle konuşştu' Ardından gelen cümleler paranoyak olmadığımızın belirtisi oluyordu genelde... (:
Şimdi her aklıma geleni buraya yazacak değilim herhalde ama Fırtonyusum eminim sen bu satırları okurken anıllaaarr anıııılar şimdi gözümde canlandılarrrr oldu ve aklına kim bilir daha neeeeeler neler geldi. (:
Gerçekten çok güzel, garip, eğlenceli dolu dolu bir dört yıl geçirdik daha da eğlenceli olabilirdi gerçi ama neeeyyyyyseeeee.... ehuhuehueheuhe
Bu kadar fırtonyus demişken buyurun linki efendim. (: Bir ara fırtonyusun da nereden fırttığını anlatırım size tam olur. (:  http://firtonyus.blogspot.com/

22 Şubat 2011 Salı

ÖDÜL -3- : Okuması En Keyifli Blog Ödülü

Blogumu bundan tam 6 ay önce açmışım. Bu 6 aylık zaman zarfında siz blogcanlarımla birlikte çok okudum, öğrendim, güldüm, eğlendim. (: Şimdiye dek birçok mime cevap veremedim, birçok ödülü sayfamda paylaşamadım - bir türlü fırsat bulamadım. (: Ve nihayetinde kendi ödülümü kendim düzenlemeye karar verdim. Bir bloga verilebilecek en anlamlı ödül ne olabilir diye düşündüm ve kişinin yazdıklarının başka insanlar tarafından okunup beğenilmesinin en büyük ödül olduğuna karar kıldım. (:
Blogumu açtığım ilk günden bugüne dek keyifle okuduğum blogların büyük bir çoğunluğunu ilk ödül verilecekler listeme eklemiş bulunmaktayım, arada atladığım kaçırdığım varsa affola artık. (: Ufak bir hatırlatma veyahut sitem yorumuyla birlikte ilgili eksiklik hemen giderilebilecektir, bilgilerinize.
Hepinizi zaman buldukça zevkle okuyorum, bazen yorum yapıyorum bazen yapamıyorum ama hep takibimdesiniz. (: Aslında listeye eklemek istediğim başka bloglarda vardı ama şuan kapalılar malesef.
Bir de blog ödüllerinin o sinir bozucu ödül resimlerini hep eleştirdim umarım siz resmi beğenmişsinizdir. (:
Ödül kuralları ise basit. Ödül alan blog yazarı istediği tüm kişilerle ödülünü paylaşabilmektedir. Yok ben paylaşmam diyorsa da gönlü bilir kendisi tepe tepe kullansın. :p

Sevgilerimle....


1.Momol,
2. Zeynep,
3. Sophie,
7. Mine, 
8. Serpil,
9. Zuhal, 
10. Bayram Kombesi,  
13.  A.Y. ,
16. Sessizce,
19. MELLY,
22. 8ex-en8
24. Nisa, 
27. hayalci, 
31. Jeliboncuk,      
34. timeout,
35. LieLLa,
38. unicorn, 
39. zuzu*,
40. ilknur, 
41. Nedret, 
44. Seyhan, 
45. drukiyyes, 
47.  Anormal, 
49. Nehir, 
51. Sena,
52. deep, 
54. CMOS, 
55. CHILEK,
56.  uysal anne, 
57. Asli :),
62. EMEL, 
64. Rory, 
67. Kardeşim, 
69.  Lolla, 
70. Mavi, 
75.  gunes, 
78. Nilay,
79.  Mia Wallace,
80.  Mr.E , 
83. celly, 
84. muyurt, 
86.  Loana, 
87. Modafobik, 
88. Porti,
89.  rhr-ozgrkdn,
91. Ruken Turgut
92.  phoebe*,
95. Şanslı,

21 Şubat 2011 Pazartesi

Spontane Cümleler


Son zamanlarda gelen spam yorumlardan sizler de şikayetçi misiniz benim gibi? Günde en az 3-4 tane spam yorum düşüyor denetlenmeyi bekleyen neyini denetleyeceksem. Blogger bence kendisi otomatik silsin spam gelen yorumları veya ben kısıtlayacağım yorum gönderenleri anonim yorum kabul etmeyeceğim 2. daha mantıklı gibi her şeyi devletten beklememek gerekiyor değil mi? (:

***
Yine okullar açılıyor öffff!!! Neyse 1 senem kaldı ha gayret! Sonra yüksek ekonomist olacağım ne işime yarayacaksa... Ekonomiyi düzeltmek benim işim olacak nihahahhaha yani işiniz iş blogcanlarım.

***
Hayırdır inşallah geçen rüyamda dövme yaptırıyordum tööbe töööbe töstöööbeeee. (:Yok öyle bir niyetim hani 40 yıl düşünsem aklıma dahi gelmez caiz değil bir kere ehuheuhehehuehehue :p Neyse meailine baktım tabi ki para bulacaksın vs.vs. diyor mesleği bankacılık olan yüksek ekonomist olmayı hedeflemiş biri için başka ne olabilirdi ki zaten, çok sıkıcı... Para parayı çeker dedikleri bu olsa gerek...

***
Yaklaşık 2-3 yıldır sadece The Body Shop'ın ürünlerini kullanıyorum. Artık sıkıldım aynı kokulardan, yeni parfüm arayışları içine girmiş bulunmaktayım. Çiçek-şeker kokularını kullanamıyorum yakışmıyor bana sadece fresh kokular böyle sabun gibi temiz kokuları kullanabiliyorum. Başka birinde çoook beğendiğim bir parfüm oluyor mesela Oooo! beybim beybim süper kokuyorsun acaba nedir nedir diyorum ben sıkıyorum ben de hacı misi gibi kokuyor :( Kaldıramıyorum :( Tıraş kolonyası forever gibi kokuyorum :((( Johnsons Baby Ocean o yüzden hayatım boyunca kurtarıcım olmuştur. Öyle ki Johnsons'nın Floral'ini dahi kullanamıyorum.
Yani deterjan reklamlarında oynayabilecek kadar fresh sabun kokuluyum diyorken annem Omo konsantreyi keşfetti. Bu nasıl bir kokudur ya süper, herkese tavsiye ediyorum. Vernel'den bile daha etkili. Parfümümü buldum yani. Gerçekten kalıcı ve süper bir koku... Bugün gün boyu burnumdan gitmedi mesela kokusu, benim gibi fresh kokuları seviyorsanız veya zaruri kullanmak zorunda kalıyorsanız Omo konsantre tam size göre... (:
Şaka bi yana parfüm önerilerinize gerçekten ihtiyaaaacııımmm var. :(

13 Şubat 2011 Pazar

Aslolan...

Tüm üniversite yaşantıma damgasını vurmuş bugün iyi ki tanımışım dediğim çok sevdiğim iki adet arkadaşım var. Ustam ve çekirge. Ustamdan daha önce şu yazımda bahsetmiştim sizlere. Biz tam olarak 3silahşör olamasak da 3aynıkafaşörüz...
 Hani şu konuşmadan da anlaşan, birbirlerine sadece bakarken bile gülme krizine giren, çevresindekileri de krize sokan, en mutsuz oldukları anlarda bile birden hadi hobaa çalsın sazlar oynasın kızlar moduna girebilen, birlikteyken hayat onlara 9'8lik gelen, tek iken  beş karış suratla dolaşan sadece 3'ü bir aradayken coşan, önümüze geleneeee bir tekmeee havasıyla yürüyen, söylemesi ayıp lavaboya bile beraber giden, artık birbirleriyle telepatik ilişki içine giren tipler vardır ya hani, hıh! işte kulübe hoşgeldiniz kaçççıııııınnnnnnnnnnnn. (:
Kaçmayın durun durun... Geri sarıyorum...
Biz aslında çok farklıyız ama bir o kadar aynıyız nasıl oluyor bilmiyoruz ama bizim 3'lü ilişkimizde fizik kurallarının payı büyük. Zıt kutupların birbirini çekmesi durumları yani ...
Ustam her konuda her şeyi bilir, şaka değil bak gerçek. Engin hayat bilgisi karşısında bizi her daim şaşırtmayı başarmıştır. Çekirgem ise azimli bir öğrencidir. Ustasının sözünden çıkmaz, arada yaramazlık da yapar gerçi ama en sonunda hep ahhhh! evet ustam sen haklıydına döner, döneriz.
Üniversite bittikten sonra "Yeeaaavvvruuummm bulamadınız mı birini kooooooooooooooooooskoca üniversiteden?" diye soranlardan usandığımız bir dönem var ya hani o zamanları sezip taaa en başından demiştim kısçelerime "Boşverin bunlar fani şeyler, aslolan gel gör beeeeni beeeni durumlarıdır, ilahi aşka yönelelim, dışarıdan çaktırmasak da içimiz yeşil oğluuum bizim" diye.
Vakti zamanında bu konu üzerinde uzuuun uzun sohbetler etmişliğimiz vardır, yer yer "Hacı işi şakaya vurmuş gibi olmuyoruz di' mi çarpılma potansiyelimiz var mıdır, helezonik kalma olasılığımız nedir?" diye de endişe etmedik dersem yalan
olur.
Neyse, neyseeeeee geçiyoruz şimdi tüm bunları, topla gel topla gel...


Sonuç: Öhööömmm öhööömmm siz sevgili azizzzz din kardeşlerim biliyorsunuz ki Sevgililer Günü denen şimdiye dek benim, bizim için hiç bir anlam ifade etmeyen o kapitalizmin kölesi olmuş gün bu sene Mevlid Kandiline denk gelmektedir ve ilk defa bir anlam ifade etmektedir.
"Sevgili Peygamberimiz, hem ferdi, ailevi ve sosyal hayatı hem de söz ve açıklamaları ile insanlığa kıyamete kadar kalıcı bir rehberlik ve örneklik sunmuştur.
Hz.Peygamder (s.a.s)'i sevmek ve onu örnek almak demek; onun, insanlığın huzuru ve kalıcı mutluluğu için yaptığı çağrıyı günümüze taşıyarak hayatımıza yansıtmak, davranışlarımızı onun örnek ahlakına, emir ve tavsiyelerine göre şekillendirebilmek demektir.
Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinin bütün insanlığa rahmet, dış ve iç dünyamıza huzur getirmesini, Mevlid-i Nebi'nin toplumumuzda, O'nu yakından tanımaya, sevmeye ve O'nun sevgisi etrafında birleşmeye vesile olmasını Yüce Allah'tan temenni eder; tüm İslam aleminin Mevlid Kandilini tebrik ederiz." kaynak: 2011 diyanet takvimi

İnşallah bu mübarek gece hepimiz için hayırlı, yeni bir başlangıç olur, günahlarımız af tövbelerimiz kabul olur.  Allah'ım doğru yoldan ayırmasın hiçbirimizi...
Bu kutlu günü hakkıyla geçirebilmek ümidiyle, Mevlid Kandilimiz şimdiden mübarek olsun...

5 Şubat 2011 Cumartesi

İzdüşümseli... (Ne demekse)

Son günlerde KPDS kitaplarım tozlu raflardan tekrar gün yüzüne çıktılar maalesef. 
İngilizce 12 yaşımdan beri aktif olarak tüm hayatımın içinde. Hele hele 16 yaşıma kadar ki 4 senelik zaman zarfında içim dışım İngilizce olmuştu, Türkçe konuşmayı unutmuştum neredeyse çünkü derslerde Türkçe konuşmamız yasaktı, İngilizce karşılığını bilmediğimiz bir kelime kullanmak istediğimizde özel izin alırdık. ' May I speak Turkish?' diye. Derslerde Türkçe konuştuğumuz kelime başına para cezası öderdik. Dönem sonlarında da biriken paralarla pasta, börek, çörek vb. şeyler alıp kutlama yapardık sınıfça. Türkçe ve İngilizcede okunuşları ortak olan music, football, tennis, vb. gibi kelimelerin Türkçe'sini yazabilmek için dakikalarca düşündüğümü hatırlıyorum o derece yani.
İlk yabancı müzik dinlemeye de bilinçli olarak 12 yaşında başlamıştım dolayısıyla. Hiç unutmam pazartesileri TRT'de İzdüşüm diye program vardı o zamanlar. Hatırlayanınız vardır mutlaka? Çok kaliteli, şimdikilerden çok çok farklı bir programdı. Nasıl deli gibi izlerdim, severdim. O zamanlar şimdiki gibi değildi. Tek yabancı müzik kaynağım o programdı neredeyse. Sunucuları vardı Emre abi ile Feryaldı sanırım Feryal abla. Pazartesileri okul çıkışı eve gelir gelmez kitlenirdim programa, sonraki gün programın kritiğini yapardık arkadaşlarımla. Hey gidi günler... (: O dönem kimler vardı diye bi' hafızamı yokladım da;
Cher Do you believe in life after love diye bir başlardı offf ki ne off,
Shania Twain vardı 'Men! I feel like a woman' diye bi bağrıyordu en feminist olduğumuz dönemlerde bizi ne de güzel ifade ediyordu :p
Sonra  Meja vardı, It's all about the money, all about the dımm dımm dırıı rımmdıımmm I don't think it's funny... diye devam eden bizim için  neredeyse marş olmuş şarkısıyla,
Tabi ki BackstreetBoys, içinden Justin Timberlake'i çıkarmış NYSNC, Boyzone gibi unutulmaz erkek grupları,
Santana Ohh Mariaa Mariaaaa... Smooth'un da yeri ayrıdır benim için,
Enrique Iglesias'ın da Bailomoossss wanna live this night forever bailomoooos let the rythm take you ever diyerek hepimizin kalbini çaldığı şarkısı,
Marc Anthony'nin unutulmaz You Sang To Me'si,
Un dos tres Ricky Martin'i anmadan olmaz tabi,
Mariah Carey'in I give  my alllll diye yeri göğü inlettiği şarkısı,
Emilia I'm a big big girl in a big big world diyerek idolümüz haline gelmişti. (:
RHCP Otherside diyerek beni sıkı bir dinleyicisi yapmayı başarmıştı. (:
Tabi Celine Dion'u unutamam... Hiçbirimiz unutamayız sanırım My Heart Will Go On'u... (:
The Offspring vardı all the girls say I'm pretty fly for a white guy ... :p
Sonra adını unuttuğum zenci bir bayan vardı Life all life all lifeee all life diye şarkısı vardı, klibinde böyle bir arabanın içinde gidiyordu, kelebekler falan vardı.... Ama adı neydi??? 
Vengaboys boom boom boom boom I want you in my room let's spend the night together from now until forever diye böyle tiz sesli bir kız söylüyordu kulaklarımda çınladı sesi. 
Jennifer Lopez, Bryan Adams, Michael Jackson, Madonna, unutulmaz Cranberries, Robbie Williams, Shaggy, ve daha nicesi...
Daha dün gibi ne çabuk geçmiş onca yıl... 90'lı yılların en sonuydu, 2000'li yılların en başı... (:


Nereden nereye işte aslında çok farklı bi' yazı yazacaktım KPDS ile ilgili ama ne umdum ne yazdım. Haha! Şok oldum. Bilinçaltıma da bak sen coştu birden. 

Bu süreçte sadece KPDS kitaplarımı okumuyorum tabi sevgili SİHİRLİSEPETİM'in tam da şu  yazısında tanıdım Coraline'ı (: Ve işte bu, evet bunu okumak istiyorum diye geçirdim içimden. Hemen netten araştırdım ve siparişimi verdim üstelik kredi kartımda biriken puanlarla aldım kendisini böylece bedava güzel bir hediye oldu benim için. :p
Coraline aslında bir çocuk romanı tıpkı Alice in Wonderland gibi.
"Heyecan arayan Coraline, gizemli bir kapıdan geçerek kendi dünyasına çok benzeyen ancak değişik ve ürpertici bir dünyaya geçer. Burada tutsak olarak tutulan annesini, babasını ve başka üç çocuğun ruhlarıyla birlikte kendisini kurtarmak için cesaret ve sağduyusunu kullanarak korkunç bir yaratığa meydan okumak zorundadur."
Kapının ardındaki öteki dünya gerçek dünyaya çok benzemektedir, öteki anne ve babasının gerçek anne ve babasından farkı kocaman siyah düğme gözlere sahip olmalarıdır. Okurken çok eğlendim. Toplamda 167 sayfa yaklaşık 1,5-2 saatte bitiyor oldukça sürükleyici. Bittiğinde tadı damağınızda kalıyor biraz. (: Sihirlisepetime teşekkürler birkez daha, bu güzel kitabı okumama vesile olduğu için. (:
Kitabı okuma fırsatı bulamayanlar animasyon filmini de seyredebilir tabi ki.
Öyle işte havalar güzel bu haftasonunu iyi değerlendirin kemikleriniz ısınsın.