???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

31 Ekim 2010 Pazar

MEDANŞERİ

Sevgili Maydanoz bugün Medanşeri'ye yer vermiş blogunda. Çok mutlu oldum. Böylece Medanşeri'yi ilk kez bir blog okuyucusu olarak objektif olarak değerlendirdim. Kendilerine çok teşekkür ederim bu vesile ile.... (:
Bugün dışarıdan bir okuyucu olarak baktım dedim ya bloguma.
Beğendim keratayı genel hatlarıyla ama birkaç ufak değişiklik olabilir yakın zamanda...
Ben olsam ilk Medanşeri ne demek diye merak ederdim diye geçirdim içimden ve açıklama yapmaya karar verdim sanki çok önemli bi' mevzuymuş gibi.
Efendim şöyle söyleyeyim biz aslen Trabzonluyuz ama gel gör ki Trabzon'un bana 5 ilçesini say desen 3'ten sonra kaç geliyordu derim sana!!! Coğrafya bilgimin de zayıf olduğunu hesaba katarsak o kadar Trabzonluyum yani. (:
Trabzonlular Lazca bilmez pek. Şiveli konuşurlar evet, ki şive doğru tanım değil sanırım. Şive deyince insanın aklına Azerice falan geliyor. O zaman ağız diyeyim kendilerine has Karadeniz ağzıyla konuşurlar.
Haçen pigün nette dolaniyirum Medanşeri diyine bi kelimeyle karşilaştum. Anlami pek bi hoşuma gitti uşağum. Oyyyyy fuşki koklana dedum tam penlik. Süsli demekimiş, süslenmek, süs, süsli uşak demekimiş. Dedim tamamidur sayın!!! plogumun kulağina uuçç kere uflemişim Medanşeri, Medanşeri, Medanşeri diyine. Ha işte o vakit bu vakit Medanşeri diyular adıma ben de hiç ses etmeyrum uşağum. Haçen sen de merak edersun pelki diyine açıklamişum.... ((((:

29 Ekim 2010 Cuma

Olmayınca Olmuyor...

Off blogcan deli gibi makale okuyorum, tezleri inceliyorum, kitapları karıştırıyorum. Neden??? Bi' sunum hazırlayabilmek için. Yazıyorum yazıyorum siliyorum beğenmiyorum kafamı toparlayamıyorum. Yazmış olmak için yazmak istemiyorum orjinal olsun istiyorum. Sonra en önemlisi şu derslerden geçmek istiyorum. Tam yarım saat bi' slayt düzeni bulamadım zaten. Beğenmedim hiç birini. Ne biçim bu slayt tasarımları, hep kullandığım tasarım bile bi tuhaf geldi gözüme. Çok çirkinler çok klişeler... Şeytan diyor otur powerpoint prog.nı baştan yaz. (:
Powerpoint nefret ettim senden bugün. :(
Çok sıkıldım ya çok sonra bi' arkadaşım kurban bayramında komşulara et dağıtılıyor cumhuriyet bayramında da cumhuriyet altını dağıtılsın deyince koptum tabi bi' an. (: Ama neşem yerine gelmedi yine de çünkü slayt düzenimi bulamadım halaaaaaaaaa :( Yazasım gelmiyor o yüzden sunumumu pis powerpoint.... :(((

28 Ekim 2010 Perşembe

Ödüllü Blogcan -1-

2 aylık blog maceramda sevgili blogdaşım Zencefil ve Tarçın tarafından ilk ödülüme layık görülmüş bulunmaktayım. (: Dolayısıyla ilk olarak Zencefil ve Tarçın'a kucak dolusu sevgiler ve teşekkürler.... (:
Ödülün doğası gereği sadece 15 adet blogcanla paylaşabiliyormuşum ama şunu itiraf etmek isterim ki ben blogumun en  altında  gördüğünüz listede yer alan blogcanları yani sizleri zevkle takip ediyorum. Yeni yazılar yazmanızı sabırsızlıkla bekliyorum. (:   Veren el alan elden üstündür diyerek lafı daha fazla uzatmadan ilk ödülümü paylaşmak istediğim blogcanların linklerini vermeye başlıyorum. Benden size hem bayram hem tatil hediyesi olsun. 
14. mine
15. Son olarakta tüm blogcanlarrrrıııııııııııı.....  Ehehe bana ne dayanamadım. (:

Yazımı da bi' dörtlükle bitireyim her zaman gelmez içimden geldi bak şimdi.

Okul için proje hazırlıklarımla başım dertte
3 günlük tatil ilaç gibi geldin bize
Görmemişin ödülü olmuş ne olur ayıplamayın
Du' çıkmadan bi' kez daha bakıyım one lovely blog ödülüme (:

Eve geldiğimden beri bilgisayar karşısındayım. Sunum hazırlıyorum, araştırma yapıyorum, artık gözlerim ağrıyor dolayısıyla yazımı yazıp kaçıyorum. Blogcanlar ödülü aldığınızı yarın haber vereceğim dolayısıyla size sürpriz olsun. (:

Not: Eyyy ödülü çıkaran şahsiyet bi' iyilik yaptın şu ödül resmini daha güzel seçemez miydin? :/

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kesişen Kümeler

Korkma korkma blogcan başlığı görünce!!! Sana matematik anlatacak değilim herhalde ki laf aramızda çok severim kendilerini hele geometriye ölürüm. Bayılırım geometri testi çözmeye bulmaca gibi. Biyolojiye ayriyeten ilgim vardır hobisel olarak. Tamam tamam, dur kaçma bakma öyle psikopata bakar gibi normal biri değilim demiştim.
Günde kaç parçaya bölünüyorum bunu anlatacağım size bugün. Hayatım iş, okul, aile, arkadaşlar olarak 4 ana bölüme ayrılmış durumda. Bunların her biri birbirinden çok farklı olsa da bir o kadar da iç içe... Tek bir bütünü 4 eşit parçaya ayırdığımız için.
Ama benim süper bir özelliğim vardır. İşte olan işte, evde olan evde, okulda olan okulda kalır.
Sabahları anne-baba kuzusu olarak kalkıyorum yataktan. Erken kalkmaktan nefret ediyorum nefret!!! 2 sene oldu işe başlayalı bir gün yaaa bir gün mü insan kendiliğinden kalkamaz. Annemle babam olmasa zaten hiç kalkmayacağım ya sağ olsun onlar 1 saat önceden başlıyor Medanşeri geç kalacaksın hadi diye kaldırma merasimlerine. Çalar saati 5 kez ertelemezsem uğursuzluk getirir zaten maazallah...  Sonra yeğenim geliyor önce zil sesine uyanıyorum sonra onu görünce dayanamıyorum kalkıyorum zaten. İşe gitmeden yiyim onu biraz diye. (; Evden çıktığım an anne-baba kuzuluğumdan çıkıyorum. Sokakta görsen hele de sabahsa korkarsın benden. Kaşlar çatık, surat beş karış ıyyyhhh yani.
Malum bankacılık zor meslek ama benim için saat 09:00'da başlıyor,18:00 oldu mu bitiyor tamamen. Şubemden dışarı adım attığım an bankacı kimliğimi de orada bırakıyorum. İşim ile ilgili tek bir şey kalmıyor aklımda tamamen resetliyorum kendimi ve bilinçli olarak değil. Yapı meselesi diyeyim. O gün işte ne yaşadıysam, ne kadar yorulduysam, kimlerle muhatap olmak zorunda kaldıysam hepsini unutuyorum. Sanki yeni bir güne başlıyormuşum gibi hoplaya zıplaya çıkıyorum şubemden. Şaka değil bak koşa koşa çıkıyorum. Merdivenlerden de hoplaya hoplaya iniyorum engel olamıyorum kendime. Hanım hanımcık tek tek iniyim diyorum ama olmuyor 3. merdivenden sonra bi' bakmışım hoppidi hoppidi başlamışım yine. Rezilim yaaa... :(
Dışarı çıkıyorum okula gitmek için . Okuluma geliyorum. Soruyorlar zor olmuyor mu, yorucu olmuyor mu işten çıkınca hemen okula gelmek diye. Halbuki bilmiyorlar ki ben şubeden dışarı adımımı attığım an olay bitmiştir benim için. Sınıftakilerle kakara kikiri işliyoruz derslerimizi. Ders işlemesi iyi de dönem sonu ne olacak bilmiyorum. Biraz korkuyorum. 4 dersim var hiç sınav yok. Hepsinden dönem projeleri var. Tam benim istediğim şey. Bayılırım araştırma- sunum yapmaya. Öğretmenlik geçmişim de var ki okul hayatım boyunca da tahta önündeydim genelde. Sınava girmektense proje almayı tercih ederim yani ama şöyle de bir sıkıntı var ki sınava girsen derecelendirme daha somut olur itiraz etme şansın olur bu şekilde daha çok öğretmenlerin inisiyatifine kalıyor gibi sanki beğenmedim bıraktım dese itiraz etme şansın yok.  Dolayısıyla öğretmenlerin objektifliği önemli bu noktada ki o da tartışılır... Allah yardımcımız olsun. Bencil olamayacağım yazık diğerlerine de hepimiz geçelim şu derslerden.
Neyse okul bitiyor, eve geliyorum öğrenci Medanşeri de bitmiş oluyor. Bak bu çok sakıncalı işte. Halbuki eve gelip ödev yapmam lazım ama öğrenci kimliğim dışarıda kaldı gördün mü? Hay aksi, ne yapsak ki ?? Hani tipler vardır ya sınava çalışmadım derler derler sonra yüksek not alırlar. Ben onlardanım işte ama tek bi farkla. Ben gerçekten çalışmam hatta istesem de çalışamam. Olmuyor yapamıyorum.
Bi' kere lisedeyiz sabah kalktım geometri yazılım var ama nasıl hiç bi' derse girmemişim, hiç çalışmamışım, girsem sıfır alacağım kesin. Kalktım başladım ağlamaya üüüüüüüüü baba bana rapor al sınava girmiceeem benn hiç bişii bilmiyorummmmm üüüüöööüüüü nasıl ağlıyorum. ((: Babam dedi yok kızım olmaz öyle sen gir sınavına kalırsan kalırsın ne olacak sanki falan moral veriyor sözde. İkna edemedim yani kalktım gittim girdim sınava. Sınıfta 100 alan 3 kişi oldu. Evet bildin, teki de bendim. Utanıyorum cidden bunu anlatırken ama böyle işte. Çok pis atar tutarımdır ben. Kimse inanmamıştı tabi çalışmadığıma ama benim defterim bile yoktu. Neyse tarih bunun gibi olaylarla dolu benim için bak nereden nereye geldik.
Sonra haftasonlarını da arkadaşlarıma ayırırım orada da aile hayatımdan sıyrılmışımdır. Arkadaşlarımla nasıl eğlenirim anlatamam... Gülmekten çenem ağrır, karın kaslarım kasılır falan o derece yani ama aile meselelerine hiç değinmeyiz mesela. Hiç girmeyiz o konulara özel yaşama saygı nihahahha....  Şaka bi' yana sevmiyorum ben çok vıcık vıcık öyle her konunun içinde olmasını herkesin. Arkadaşlarım da benden bu noktada. Bir araya gelince tek bi' amacımız oluyor vur patlasın çal oynasın. Nasıl deşarj oluyorum, tüm haftanın bilinçaltımda bıraktığı yorucu, sıkıcı benlikten kurtuluyorum böylece. Yeni haftaya sıfırdan başlamış oluyorum ve döngü bu şekilde sürüüüüüüüüüüp gidiyor....
Öfff! şimdi uyuyacağım ama sırf sonunda uyanmak var diye sinir oluyorum. İnan bu haftaki 1,5 günlük tatilin hatrına dayanıyorum bu işkenceye. Yani klişe olacak ama yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, sonra bi daha yatcaz kalkcaz sonra bi yatcazzzzz ohoooooo bi daha 3 gün sonra kalkcazzzzzzzzzzzzzzzzz........ Hatun psikopat işte bunu düşünürken bile mutlu oluyorum ya yok böyle bişey. (((:

24 Ekim 2010 Pazar

MİMDİR MİM -3-

Ankara'nın bu yer yer güneşli yer yer esintili pazar gününde evde kalıp MeLLy'nin mimini cevaplamaya karar verdim blogcan.
Bu eğlenceli mim konusu için MeLLy'e teşekkür eder, cevaplamaya başlarım müsaadenizle... 

Mim konusu: Çantanızdaki 5 önemli şey...

Cevaplamaya başlamadan önce bir bilgilendirme yapmam gerekecek büyük çanta kullanıyoruz diye bizi eleştirenlere. Hey sen, büyük çanta kullanıyorum diye eleştiren, her daim el kadar çanta kullanan şahsiyet, işin düştüğünde Medanşericim ıslak mendil vaaar mııı, selpak vaarrr mııı, yarabandın vaaarr mı, sakızın vaar mı, 'rocco'n vaar mı, kalemin var mı, kağıdın var mı, kremin var mı, kolonyan yanında mı, parfümünden iki pııss pııss yapabilir miyim, vs.vs. diye ortalarda dolanıyorsun ya işte ben senin gibi sürekli çevremdeki insanlardan talepte bulunmamak için genelde büyük çanta kullanmayı tercih ediyorum. Bu kadar ihtiyacın varsa sana da kullanmanı tavsiye derim. Nokta. Bitti. 
Gerçi bu başlı başına yazılması ve üzerinde tartışılması gereken  bir mevzu o yüzden şimdilik daha fazla uzatmadan sevgili mimimi sabote etmeden cevaplamaya geçebilirim. (:

1. T-box'dan aldığım ufboxlarım. İçinde renk renk desen desen yara bandları var. Yaklaşık 2 senedir falan ben nereye onlar oraya. (: Solaklığımdan birazda aceleciliğimden kaynaklı sürekli elimi kolumu oraya buraya çarparım. O an farkına bile varmam ama sonradan acımı ufboxlımla hafifletirim. 





2. Yükseklisansa başladıktan sonra tekrardan çantamın içinde başköşede ki yerlerini alan renkli kalemlerim ve not kağıtlarım. Biz hep rennngarenngaaarennkkk (:




3. Hijyen çantam evet makyaj demek doğru olmaz o benim hijyen çantam.  İçinde o an kendimi yenilemek, freshlemek  için gereken parfüm, kolonya, lipstick, mipstick  ıvır-zıvır bulunur işte. (:
4. Farklı tatlarda sakız ve şekerlerim. Genelde sabahtan akşama kadar bir şey yemediğim için o an ağzımı tatlandırmak hatta kan şekerimi dengelemek adına yanımdan hiç eksik etmem kendilerini. Bu gruba zaman zaman hatta sıklıkla jeliboncağızlarım da dahil olur. Yerim ben onları yerriiimmm....






5. Veee herkesin yeter artık aç şu tel.ini, bak artık şu tel.ine, msj attım cevap vermedin, aradım geri dönmedin diye hayıflandığı ama aslında yanımdan hiç eksik etmediğim kedicikli tel.im. ((: Gerçekten bakıyorum yani ben telefonuma yanımdan ayırmıyorum ama gel gör ki 24 saatte telekulak yaşayamam di' mi??!! (:







Ben kimleri mimliyorumm pekiii.... Immmhhh ımmmhhhhh.... O kadar uzun düşünmeme gerek yok.  Eğer kabul ederlerseeee....

Zeynepinevi ,
Sophienin Dünyasını,
Mine Tozanlioglu,
 Zencefil ve Tarcın,
Bayram Kombesini,
Cep Aynasını,
Denizkayra,
Balböcüklerini,  tek tek itinayla mimliiiiyoooorummmm.... (((:

23 Ekim 2010 Cumartesi

Lacivertkolik

Renkleri seven ve gündelik hayatımda her alanda sık sık kullanan biriyim. Defterlerim, kalemlerim, cüzdanlarım, çoraplarım, ayakkabılarım, çantalarım, aksesuarlarım,.... her yerimden renk fışkırır tabir-i caizse.  Ama gelgelim giyim-kuşam konusuna o noktada laciverti açık ara tek geçerim. Gardırobumda her renkten bir şeyler bulunmasına rağmen her 3 renkten 1'i (hatta 2'side olabilir) yine lacivert...
Yakıştırıyorum kendime bu rengi. Aynı zamanda kombinlemesi kolay. Gri, pembe, kırmızı, beyaz, sarı, mor (o zaman tam bi' morcivert oluyor işte), yeşil, turuncu, vs. hemen hemen her renkle kombin etmek mümkün. Bir tek siyahla olan kombinlerini sevmiyorum pek, sıcak gelmiyor bana.
Geçen dolabımı düzenlerken hayret ettim kendime lacivert rengi aşma noktam olmuş resmen. Bu rengin tek dezavantajı siyah gibi çabuk soluyor olması. Hemen atıyor rengi dolayısıyla biri eskimeden diğerini yedeklemek gerekiyor gardıropta. Düşündüm taşındım normal bi' insanın kaç tane lacivert çantası olabilir diye...
 1,2,3,4,5,6,7,8,...... Önüm arkam sağım solum laciymiş farkında değilmişim tabi her alışverişe çıkışta alınan laci babetleri, ayakkabıları saymıyorum bile. Hatta hadi canım o kadar da değil belki diyeceksiniz ama parfüm-deodorant-krem-kolonya vs. alırken de laci-mavi olanları tercih ederim genelde. 8*4'ün fresh serisi , Fa'nın aqua serisi, Johnsons's Baby'nin oceanı yanımdan hiç eksik etmediğim ürünlerdir. 
Bir şey lacivert ise hemen alıyorum. Zaten lacivert rengi 5 duyuyu tahrik etme gücüne sahipmiş, lacivert giyen kişiler de kendini daha karizmatik zannedermiş, bir de sonsuzluğu ve otoriteyi temsil edermiş. Bu yüzden birçok firma logosunda lacivert rengi kullanırmış. Tam olarak işte burada öyle yazıyor. Onların yalancısıyım. (:

20 Ekim 2010 Çarşamba

MİMDİR MİM -2-

Sevgili 'DOZ BÜYÜCÜSÜ'  beni mimlemiş. İyi ki de mimlemiş yoksa yeni yazı yazasım yoktu pek. Sebeplerini anlatırım bir ara blogcan merak etme...

Mim konumuz: İstatikler Top 5 - istatistiklere göre en çok okunan ilk 5 yazı...

Mim için sevgili 'DOZ BÜYÜCÜSÜ' ne teşekkür eder, cevabı arz ederim efendim.

1. TEYLA OLMAK: Hem teyze hem hala olmanın zorluklarını ve beraberinde getirdiği
tarif edilemez mutluluğu bir nebzede olsa anlatmaya çalışmıştım bu yazımda dolayısıyla benim için özel anlam ifade eden bir yazımdı. Beğenildiyse ne mutlu bana. (:

2. KIŞ DİYETİ: Bu yazımda da kış geldi diye kilolar fora dememek için almam gereken önlemleri ve olmayan spor hayatımı anlatmıştım. :P Çok laf az iş içeren bir yazı olur kendileri... (:

3. Kim Dedi Ne Dedi Kime Dedi Niye Dedi (:  : Burada da dünyanın dört bir yanına ait atasözlerinden derleme yapmıştım. En çok eğlendiğim yazılarımdan biri olur kendileri, başlıkta bir o kadar anlam içerir benim için bizim kısçelerin kulakları çınlasın. :D

4. HAFTANIN SONU : Ablamla çıktığım bir alışverişin biyografisi olur kendileri. (: Aynı zamanda bloguma yazdığım ilk yazı olma sıfatını da taşır kısmi anlamda. (:

5. Pazar Saçmalaması... : Adından anlaşılacağı üzere koyverdiğim, o zamanki ruh halimden ortaya bir potpori yapıp alışveriş çılgınlığıma gönderme yaptığım bir yazıydı. İlk 5'te yer alması benim için sürpriz mahiyetinde.

Sıra geldi en eğlenceli kısma... İade-i mim yapmaya. (:

Öpüldünüz...

8 Ekim 2010 Cuma

4 Mevsim Masalı

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken dünya üzerinde 4 mevsim birden yaşanırmış. Evet, sanırım yakın gelecekte çocuklarımıza, torunlarımıza bir varmış bir yokmuş diye anlatacağız ilkbahar ve sonbahar mevsimlerini. Sizlerde farkındasınızdır geçiş mevsimlerini yaşamıyoruz artık, ya yaz ya kış. Birden havalar çok ısınıyor, birden donuyor. İlkbahar- sonbahar yok olmaya yüz tuttu. Malumunuz son günlerde de kışı etkin olarak hissetmeye başladık. Karı görmedim henüz ama hiç durmayan yağmur sayesinde sudan çıkmış balık gibiyim son 2-3 gündür. Tuhaf insanımdır vesselam diye yineliyorum her seferinde dolayısıyla şaşırma blogcanım ama ben yağmurda karda yürüyemem. Öğrenciyken yağmur yağıyorsa evden dışarı bile çıkmazdım. Sınavım varsa da taksiyle gider gelirdim bu derece hazzetmem kendilerinden ama evdeysem dışarıyı sel götürse sesimi çıkarmam bencil varlık insanoğlu işte.
Çalışmaya başladıktan sonra kafama esti gitmiyorum ben bugün işe deme lüksüm yok tabi. O yüzden bu mevsim tam anlamıyla acı çekiyorum, işkence gibi geliyor bana işe gitmek. Sevmiyorum yağmuru yerler böyle ıslak ıslak, giyemiyorum babetlerimi sinir oluyorum. Hele şemsiye taşımak derdi yok mu?! Iyyyhhğğğhhh nefret ediyorum bildiğin nefret yani. Yoldan geçen arabalar da sağ olsunlar çok nazik sürücülerimiz olduğu için faşuuurrr foşuuurrr yoldaki suyu sıçratıyorlar üzerimize. Böyle hep sinir harbi içerisinde oluyorum. İş arkadaşlarım dalga geçiyorlar bu durumla doğal olarak  tabi ki anlatamıyorum derdimi kimseye, anlamıyorlar beni. Elimde değil yapamıyorum karda kışta iş güç peşinde koşturamıyorum. Hele hele iş çıkışları akşam akşam o karda kışta nasıl okula gideceğim muamma doğrusu. Keşke devam mecburiyeti denen saçmalık olmasa. Derse devam ettikten sonra söylemesi ayıp nenem de geçer. (: Önemli olan derse devam etmeyip geçebilmek. Derse devam etmeyip geçen öğrenciye üstün hizmet madalyası takacaklarına devamsızlıktan kaldın sınava bile girme muamelesi yapıyorlar ya aklım almıyor. (:
Neyse sayılı gün çabuk geçer sıkıyım dişimi. Ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart .... 
Tam tamına 5,5 ay. Nasıl dayancağım ben?
Şekerbilitesi yüksek bir insan olarak nasıl o yağmurlar altında erimeden kalacağım merak ediyorum. :p

Not: Bu arada terfi sınavımı geçtim. (: Artık bir tık daha kıdemliyim işyerimde. (: 

6 Ekim 2010 Çarşamba

Ağla Ağla Çal Oyna

Hala gülüyorum ağlanacak halime blogcan. Malumunuz yükseklisansa başladım artık ama ne başlamak. Dersler başladı ben hala becerip derse giremedim bile. Önce ilk günümü anlatıyım size. İlk gün çok eğlendim. Sevdim sınıfımı zaten topu topu 10 kişi falanız. Derse de geç kaldım, anca kafamı toparlayana ders ne dersi, ne anlatılıyor ben neredeyim burası neresi diyene kadar ders bitti zaten. Mutlu mesut hoplaya zıplaya evime geldim. "Ahahahha master bu mu, ben bunu tek lokmada hammm yaparım vız gelir tırıs gider" modundayım. O gazla dedim yarın da girerim ben dersime arkadaş. Sınıftakilerle epey gecikmeli olarak tanıştım zaten dedim hadi geç olsun güç olmasın yarın görüşürüz derste. Onlarda zaten sağ olsunlar yazık acıdılar bana herhalde 2 hafta üst üste gelmeyince demek ki nasıl böyle bir nasihatler, işte biz bunu yaptık sen yokken haberin olsun, bak işte şu ders şöyle bu ders böyle, çok yardımcı oldular cidden. Derken ertesi gün oldu ben dersime gideceğim yine iş çıkışı ama hangi dersim var onu bile bilmiyorum. Derslerimin adlarını bile bilmiyorum hala. Ne biçim bir şeyim ben ya nefret ediyorum kendimden. İşten de çıkmış bulundum açıp bakamadım netten hangi dersim var diye ablamı aradım dedim içime dalin ruhu kaçmış modda ''ablacımmm ablacımmm baksanaaaa hangi dersim varmışş yazzzsanaaa'' o da söyledi. Şu gün şu ders var diye. Ben de gittim girdim derse. Allah'ım bakıyorum sınıfa nerede bu millet nerede bu devlet?! Zaten hafızam sıfırdır ama topu topu 10 kişi zaten. İnsan bir kişiyi bile mi hatırlamaz?! Herkes farklı birini gördüm o da alttan alıyordu, dedim burası bu ders di' mi diye o da evet dedi girdim dinledim dersimi bi' güzel bi' ton not aldım ki laf aramızda çok pis not tutarım. Dönem proje konumu bile aldım. Eve geldim araştırma falan yapayım dedim, acaba konumu değiştirsem mi diye, notlarımı çıkardım temize geçeyim derken şeytan dürttü gir bi' bak ders listene diye. Allah'ım bir de ne göreyim; ben bu dersi almıyormuşum. Böööhüüüü, iş çıkışı yorgun argın yanlış derse girdiğime mi, rezilliğime mi, asıl dersimde yok yazılmama mı, neye ağlayayım bilemedim blogcan. :((((((
Ne salak bi' insanım ben ya, hep arkamdan beni derleyip toplayan biri mi olmak zorunda?! Üniversitedeyken arkadaşlarım süperdi o konuda; Medanşeri bak bugün şu ders var, okula gidince çaldırırlardı biz şuradayız buraya gel falan diye, notlarımı hep onlardan alırdım derslere girmediğim için ama şimdi öyle mi kaldım bi' başıma.
Traji komik bi' hayat yaşıyorum. Masterı tek lokmada ham yaparım derken o beni çiğ çiğ yiyecek bu gidişle. Ama dedim ya salaklık bende neyime güvenip başvurduysam yükseklisansa. Bir kez daha anladım ki ben hiç büyüyemeyeceğim hiç tek başıma bir birey olamayacağım.
Yarın ilk iş eğer derse gidebilirsem tabi sınıftaki herkesin telefon numaralarını alacağım, hatta ev tel, cep tel, iş tel, e-mail, ev adresi, iş adresi... Her alanda onları karantinaya alacağım birinden yanıt gelmezse diğerine sataşmak için. (:
İşte böyle blogcan hala inanamıyorum yaaaa i-na-na-mı-yor-um !!!!!!
Akşam akşam oturup ağlıyorum işte ahhhh! şimdi bir de 2,5'luk cola açmak vardı... :(

5 Ekim 2010 Salı

TEYLA OLMAK

Evet ben bir Teyla'yım. Çok havalı duruyor di mi süper kahraman ismi gibi. Gerçekten de teyla olmak için süper güçlere sahip olması gerekiyor insanın. Zor bir iş vesselam.
Ağlarken al pohpohla, gazı geldi çıkmasını sağla, ebeveynin işi çıktı sen ilgilen, özel eşyalarını kırılmamaları - bozulmamaları için onlardan koru, arkadaşlarınla alış-verişe çıktığında bir gözünün hep bebek mağazasında olmasına dur de, oyun oyna hatta oyun adı altında canını çıkarsınlar, her anlamda ortakçın olmalarını engelle,vs.vs...
Evet, gördüğünüz gibi ben bir teylayım yani hem teyzeyim hem halayım. (:
Çocukları öyle deli gibi seven biri değilimdir en azından değildimdir (: ta ki onlar hayatıma girene dek.
İlk teyze olmadan önce hiç olmamayı çok isterdim çünkü kıskanacağım diye düşünüyordum. Babamın benden başkasını alıp sevmesini, bana değil de ona şeker çikolata yada herhangi bir şey almasını gerçekten kıskanırdım gibime geliyordu ki bunu da açıkça dile getiriyordum zaten bundan 3 yıl öncesine kadar. Hatta yeğenim doğduğunda bana mı sordunuz sanki doğururken siz anne baba olmaya hazırken bana da sormalıydınız sen hazır mısın teyze - hala olmaya diye sayıklıyordum sürekli. 
1. Sonra ilk yeğenim doğdu bundan tam 3 yıl önce. İlk başlarda bir şey anlamamıştım öyle biriydi işte. Sırf ayıp olmasın diye görmeye falan giderdim. Ayıplamasınlar ne biçim teyzesi var diye. Ablamı sevdiğim için severdim yani onu yoksa varlığının benim için hiçbir anlamı yoktu. Ama biraz büyüyünce (hem o hem ben ) resmen sevgisi içine giriyor insanın.(: İlk yeğenim yani momolum tam momoldu. Çok fenaydı ya. Zaten annesinden çok benim annem baktığı için yeğenim değil de kardeşim gibiydi. Diğer ablama teyze derken bana adımla hitap ediyordu. İlk defa bu sene bilinçli olarak teyze diyor bana ki o da sadece işi düşünce. Onun dışında medanşeri aşağı medanşeri yukarı. Benim odam onun oyun bahçesiydi resmen. Kırılmadık hiçbir şeyimi bırakmadı ki buna laptopum da dahil. Tüm o renkli renkli sevimli kalemlerim kırıldı kayboldu sayesinde. Odamda bir şey görse sanki küçük kardeşim gibi surat asar kıskanır aynısından kendisine de aldırırdı ki hala öyle değişen bir şey yok. Ama çok severim keratayı cidden kardeşim gibi. Onunla alışveriş yapmak da çok zevklidir. Bir gün kuzenlerim, ben ve momolum alışveriş merkezine giderken AVM'yi görüp taksiden inerken "Evet, sonunda geldik arkadaşlaaaarrr" demesi taksici dahil hepimizi gülme krizine sokmuştu.
Bir de sen makapaka ol ben iggle piggle olayım diye bir başlıyor saatlerce makapaka olmak zorunda kalıyorum sonra. Evin her yerinden gece bahçesi karakteri fışkırıyor ama oğlum değil anneannesi sıkı bir gece bahçesi taraftarı olduğu için. 
2. Tam 1.inin şokunu atlatıyordum ki pat 2. oldu. Paşa olur kendileri. Abimin oğlu. Böylelikle ilk kez halalığı da tatmış oldum. Şimdi 1,5 yaşında ve öyle güzel hala diyor ki insanın içine sokası geliyor. Çok yaramaz ama çok sevimli ya görmeniz lazım. Nasıl sevimli sevimli bakıyor insana zorla sevdiriyor kendini. Hafta sonları görebiliyoruz sadece paşayı.  O yüzden büyümesine an be an tanık olamıyorum diğer yeğenlerim gibi. Yaramazlıklarını değil de sevimli taraflarını daha çok görüyorum yani bu da işime geliyor dolayısıyla. Ama bizde kaldığı zamanlarda hiç üzmüyor bizi uslu çocuk rolü yapıyor. (: Şimdi konuşmaya da başladı her şeyi söylüyor, hem gülüyor hem konuşuyor. Bize telefon açıp derdini isteğini anlattırıyor. Bu hafta sonu İstanbul'da olduğumdan göremedim mesela özledim keratayı ama benim özlemim birkaç saat sürüyor işte. Şöyle seviyorum sıkıyorum öpüyorum canını çıkarıyorum tam huysuzlanınca hemen kaçıyorum.Çok kötüyüm. (:
3. Paşamın hemen ardından birkaç ay sonra diğer ablamın kızı Gutguturunam geldi dünyaya. Ailemizin ilk kız yeğeni olur kendileri.Tam bir kız çocuğu işte. Süslü pakizem o benim. Teyzesi onun saçlarını tarar (2 tel saçı olsa da nihahaha), tokalar takar, parfümlerinden pısss pısss yapar, kremlerinden sürer, boncuklar takar, bayılır öyle kokoş kokoş dolaşmaya. O da teyze demez ama bana adımla hitap ediyor. Çocuklar üzerinde otoritem sıfır yani anlayacağınız beni adam yerine koymuyorlar. Blogundan yakından takip edebilirsiniz kendisini. Şarkı söylemeyi çok sever, bize geldiğinde ütü masasının üstüne çıkıp konserler vermeye bayılır favori şarkıları da vardır sonra. Teyzesi onu da çok sever, onu da görmedi birkaç gündür ama yarın annesi işe o bize gelecek.Yarın sabah ilk onun sesiyle uyanacağım yine. Meeaamee diye gelecek odama. (:
4. Durun daha bitmedi. Bir de Bubukum var benim. Momolun minik kız kardeşi. O daha çok minik, 3 aylık bile olmadı.  Kendi küçük ama sesi koca bir mahalleye yeter. Hiç susmuyor sürekli ağlıyor, bağırıyor, çağırıyor. Bebekliğinin hakkını veriyor yani. Huysuz biraz kendileri büyüsün de uslansın diye bekliyoruz hayırlısı bakalım. Pek aramız yok anlayacağınız. Onun işi gücü dedesiyle. Tam bir dede fanatiği sadece dedesi alınca
susuyor onun dışında eeeahhh eaaahhhh diye ağlıyor sürekli. (:
Anlayacağınız teyla olmak zor azizim. Hem maddi hem manevi anlamda sağlam olmanız gerekiyor. Şimdiki çocuklar çocuk değil bir şey çünkü. (:

3 Ekim 2010 Pazar

MİMDİR MİM -1-

™ мγdяєaм tarafından ilk kez mimlenmiş bulunmaktayım. (:
Mim konumuz ise,
Yerinde olmak istediğiniz bir ünlünün ismini, resmini yayınlayın ve neden onun yerinde olmak istediğinizi açıklayınız.
Öncelikle mim için teşekkür ederim, ilk mime böyle gecikmeli cevap verdiğim için de özür dilerim ama malum biliyorsunuz durumu. (:
Düşündüm taşındım - taşındım düşündüm bu ünlü kim olabilir diye ilk etapta aklıma kimse gelmedi. Öyle hayranlık beslediğim bir ünlü şahsiyet yok çünkü, şarkıcıysa şarkısını dinlerim, oyuncuysa filmini izlerim, vs. sanatçının sanatını severim ben kendisini değil pek. Çok sevgi dolu bir insanımdır buradan anlayın işte.


Sonra aklıma Derya Baykal geldi. Bu kadın tam bir çılgın gerçekten ama seviyorum bu çılgını. Bir günlük bile olsa onun yerinde olmak hayata onun gibi bakmak isterdim gerçekten. Bu nasıl bir enerjidir, nasıl bir 'atmıyoruuuzz atmıyoruuuzz değerlendiriyoruzzz'culuktura yakından tanık olmak isterdim.
Benim annem tam Derya Baykal'ın zıttı bir karakterdir. O her şeyi atar, lazım olsa da atar olmasa da atar. Onun temiz dünyasında ekstradan tek bir fazlalığa yer yoktur. Elinde olsa bizi bile çamaşır makinesine atıp yıkar o derece titiz yani.Dolayısıyla garip geliyor bana bu tarz şeyler, bünye alışık değil tabi.
Çok da hoş bir bayan ayrıca. Hem güzel hem sevimli. (:
Sonuç itibariyle seviyorum seni Derya'cığımm bir gün karşılıklı şöyle kekimizi pastamızı alıp çayımızı yudumlayıp dertleşelim, gülelim eğlenelim istiyorum. Bitki çaylarımızı bitirip torbalarını gözlerimize koymak, pasta kırıntılarımızı biriktirip yeni bir pasta için taban hazırlamak, gelirken giydiğim ayakkabıları bambaşka bir renge boyayıp başka insanlara hediye etmek istiyorum. (((:

Bir de sayılır mı bilmem ama Bugs Bunny olmak isterdim. Bugs Bunny olup o tüm umursamazlığıyla havucumu kıtlayıp 'Naber cıınıımmmm' demek isterdim. 

Son olarak kimleri mimlemek istediğime gelince,
bu yazıyı okuyup da evet evet ben de hayalimi paylaşmak, yerinde olmak istediğim ünlüyü tanıtmak istiyorum diyen herkesi tek tek mimliyorumm cannnıııımmmmm (: