???

Fotoğrafım
Bildiğin çikolata... Yokluğunda canın çeker, görünce için gider, fazla yediğinde geri döner, her koşulda seni deli eder :) İletişim: medannseri@gmail.com

Çikolata Severler...

26 Aralık 2010 Pazar

Kim Dedi Sana Master Yap!!!

3 haftadır kabus yaşıyorum bildiğin. Olmaz olasıca bir dersim var. Öğretmeni dersen ayrı bir tuhaf. Öyle bir şey istiyor ki ne istediğini kendisi bile bilmiyor. Daha doğrusu her şeyi istiyor. Bildiğin her şey yani, aklına gelen gelmeyen her türlü şey.
Başa gelen çekilir dedik kabullendim başlarda. Sonuçta yüksek lisansı kendim istedim, bu sefer kem küm etmek yok diye söz verdim kendime ama olmuyor işte. Çıldıracağım. 3 haftadır hafta sonlarım yok, bildiğin yok yani. Eve kapanıp düşünmekle geçiriyorum tüm zamanımı, sonunda da hiçbir şey yapamayıp üç kat çıldırıyorum. Allah'ım sen sabır ver bir de şu dersten geçebilmem için şans. Hiçbir ders karşısında bu kadar aciz hissetmemiştim kendimi. :( Anlatsam anlatılmaz, kelimeler kifayetsiz kalıyor, afakanlar basıyor. Sabır + şans en büyük dileğim...

***
Kız arkadaş gibisi yoktur. İyi bir kız arkadaşın varsa terapiste gitmene gerek yoktur. (: Çok şükür gerçekten sevdiğim arkadaşlarım var hayatımda, az ama öz denebilir 
cinsten. Bir derdim, kafamı kurcalayan bir şey varsa  anlatabileceğim, fikir danışabileceğim, beni rahatlatan bir ustam var benim. Evet, bildiğin usta... Kendisi hayatı nirvanaya 5 kala modunda yaşıyor, Tibet'e gidip gelmiş olduğunu düşünüyoruz (: Bir insan her şeyimi bilir arkadaşım ya, nasıl diyeyim böyle gözünün içine bakar, sen söylemeden şak şak söyler derdini, sevincini. (: O usta biz çekirge modunda yaşıyoruz hayatı. Canım ustam, Pamuk'um benim son dönemlerde sağlık sorunları yaşıyor. Onun sağlık sorunları yaşıyor olması benim de otomatikman ruh sağlığımın bozulmasına sebep. Neyse ki zor dönemi geride bıraktı, iyileşme yolunda adım adım ilerliyor. Allah'ım acil şifalar versin cancağızıma. O sağlığıyla uğraşırken ben böyle saçma sapan konularda açıp konuşamıyorum onunla. Bir terapiye ihtiyacım var çok feci, herşey üstüme üstüme geliyor ama onu rahatsız etmek istemediğim için herşeyi içimde yaşıyorum. :( Ailemle her konuyu paylaşırım, bizim ailede öyle ayıp mayıp yoktur pek ( ahlak-edep-haya çerçevesi içinde tabi :p) ama bazen dışarıdan bir göze ihtiyacı oluyor insanın. Bir konu hakkında aile bireyleri dışında yorum getirilsin istiyorsun konuya daha objektif bir gözle. İşte ustam benim bire birdi bu konuda :( O yokken yalnız hissediyorum kendimi.  Özledim çok. :( Pamuk'um sen iyi ol bir an önce, hem bak neler neler var sana anlatacağım, bir bilsen... (:

***
Eskiden TV diye bir şey vardı... :|

18 Aralık 2010 Cumartesi

Fıkra Olduk...

M: Medanşeri
HM: Haddini Bilmez Müşteri
ŞM: Şaşkın Medanşeri

HM:
- Ben bir hesaba para yatırmak istiyorum ama hesap numarasını bilmiyorum.
( Bir kişinin hesap numarasını söylemeyi bırakın, 3.bir şahısa bir başkasının hesabının var olup olmadığını söylememiz bile yasak etik bankacılık sonuçta. Dolayısıyla kişinin gerçek niyetini öğrenmek için sorular soran ben.)
M:
- Ne için para gönderecektiniz, ne kadar gönderecektiniz, kime gönderecektiniz, vs.vs.
HM:
- Yabancı değil ya kardeşime gönderiyorum. O dediydi zaten git yatır hesabıma diye.
M:
- Peki kardeşinizin T.C. kimlik no.sunu alabilir miyim?
HM:
- Bilmem ki.
(Ben içimden madem kardeşin aç sor diyorum tabi sosyal maskemin altından ama sosyal maskem tüm bunları filtreliyor karşı tarafa şu şekilde geri dönüş yapıyor.)
M:
- Peki o zaman kardeşinizin adı-soyadı.
HM:
- Bla da Bla
M:
- Baba ismini alabilir miyim?
HM:
- Baba Bla
M:
- Aynı kriterleri sağlayan birden fazla müşterimiz var, doğum tarihini alabilir miyim?
HM:
- Bilmem ki. Benden şunca yaş küçük işte sen hesaplayıver.
(Ben bu arada mevcut müşterilerden ilgili şartlara uyanları tarıyorum tabi sonunda bir tanesinde karar kıldım, dedim kesin bu kişidir. Teyit almak, emin olmak için şu bilgileri iletiyorum karşı tarafa.)
M:
- Anne adınız Anne Bla, doğum yeriniz Blaköy, adresiniz blakent bla mah. değil mi?
HM:
- Evet, evet...
( Sonunda yüzünde o pis sırıtışıyla gevrek gevrek....)
HM:
- Vallaaaa kardeşimi benden iyi tanıyorsunuuuuuzzzzzzz. (Sinsi gülümseme)
ŞM:
- dfjfklsklormfmdwejırhnendlweişwqlşjfmmxqwdffiğüfrddç
(tabi bunları yine sosyal maskemin altından söyledim karşı tarafa hiçbir şey belli etmedim, mecbur duymamazlıktan geldim, işim gücüm yok ben boş vakitlerimde senin kardeşinin çeterisini tutuyorum zaten... Pes bu kadarına pes... )
O an çok sinirlendim tabi ama sonrasında hatırladıkça epey bir güldük iş arkadaşlarımla... (((:

16 Aralık 2010 Perşembe

16.12.2010:Heeppiii deee börrttdeyyy tuuu yuuuu, hepii de börrttteyy tuuu yuuu



Bugün aplacığımın doğum günü. Dolayısıyla bu postumu ona ithaf etmek istiyorum. 
(:  (Bizde abla, abi kavramı yoktur gerçi, ailede herkes birbirine ismiyle hitap eder. Neden diye sorma, yargılama ama öyle. O yüzden hemen bir lakap takmam gerekiyor diye düşündüm veeee onun nefret ettiği lakap olan Pembe Panter'i uygun gördüm kısaca da pemb diyeceğim daha da kısaca pmp ve en sonunda sade ve sadece P diyeceğim kızma aplacııııımmmmm :p )
P ile aramda 8 yaş var benim. Dolayısıyla ben çocukken o çoktan ergen triplerine girmişti. Benimle hiç oynamazdı, hatta konuşmazdık bile. Hep odasında takılırdı tipik ergen durumları işte. Bunalım hatun. O dönemlerde P diye bir ablamın olduğunun bilincinde bile değildim hatırlamıyorum bile onu. Hiçbir çocukluk anımın içinde yok kendisi. Acı ama gerçek P'cim kusura bakma. (:
Sonra zaten ben ilkokula başladım o üniversiteye, başka bir şehirde okudu üniversiteyi, o yüzden yine bir iletişim kopukluğu vardı aramızda. Sonra ben ortaokul-lise yıllarındaydım, o mezun oldu işe başladı. Yine hiç iletişimimiz yoktu kendisiyle. Sabah ben okula o işe giderdi. Akşam olunca da geç gelirdi zaten, ben ise kendi dünyamdaydım, ergen psikolojisi bana devrolunmuştu. Aynı evi paylaşan 2 yabancı gibiydik.
Arkadaşlarım nasıl deli olurlardı ama P için. Nasıl severlerdi onu!!! Benden çok P'yi severlerdi. Sözde benimle konuşurlardı her iki laflarından biri P. P çok güzel, P çok şık, P çok anlayışlı, P çok zeki, P manken gibi, kısaca o bir süper P idi yani. Bana hep P gibi bir ablan olduğu için çok şanslısın derlerdi, halbuki bilmezlerdi ki P benim için herhangi biri. Hiçbir özel paylaşımımız yoktu kardeşlikten öte gelen.
Bir gün okuldan çıkmışız arkadaşlarımla yürüyoruz böyle yolda karşıdan biri geliyor. İçimden offf yaaa kıza bak dedim, yüz kişilik insan kalabalığının içinden hemen fark ediliyor, boyu posu, giyimi, tarzı, duruşu, kim ki ya bu falan diye düşünürken yaklaşınca bir baktım meğer bizim P bu.(: Çok gülmüştüm o gün kendime insan bu kadar mı yabancı olur kardeşine diye ama arkadaşlarımın söyledikleri tüm güzel sıfatları neden hak ettiğini de anlamıştım. İlk kez dışarıdan alıcı gözüyle görme fırsatım oldu böylece kendilerini. Gel zaman git zaman P evlenmeye karar verdi. İyi Allah mutlu mesut etsin dedim. Lisedeyim o dönem. Her şeyin laylaylomundayım tabi. Erkek tarafı kız almaya gelirken biraz gecikti, ben böyle evde şebek gibi ahahahhaa vazgeçtiler, biliyordum, biliyordum falan diye dolanıyorum. Hiç ablası evlenen genç kız modunda değilim yani. Neyse sonunda geldiler bunlar P'yi almaya. P gelinliğiyle evden çıkıyor (ki laf aramızda hayatımda gördüğüm en güzel, en sade, en duru gelinlerden de biri olur kendileri.) o an dank etti her şey. Ben bir başla ağlamaya ama nasıl. Hayatımda hiç o kadar çok ağlamamıştım. Susturamıyorlar beni. Nikah salonuna gidene dek ağladım, salonda ağladım, durduramıyorum. Evlenip şehir dışına yerleşecekti gerçekten birleşmeden ayrılmış olacaktık yani. Ne çok ağlamıştım, artık gözümden yaş gelmiyordu, o gün ertesi gün, o hafta, yas ilan etmiştik yani. Dişlerim sızlıyordu artık. Yengem P'nin arkasından bahçemizdeki ağaçlar için sanki bana geliyor ki bu ağaçlar bile ağlıyor demişti. Hiç unutamam o anı.
Velhasılı kelam her şerde bir hayır vardır hesabı P evlendikten sonra yani onu kaybettikten sonra değerini anladım. Ve aslında kaybetmediğimin aksine o gün kazandığımın bilincine vardım.
Yaklaşık 18 yaşımdan sonra P benim hayatımın vazgeçilmez bir parçası oldu. 2. annem desem derim o kadar yani.
Hem ablam, hem annem, hem sırdaşım, hem arkadaşım, hem dert ortağım, hem maddi-manevi destekçim, hem sponsorum, hem fikir danıştığım, hem evini otel gibi kullandığım, hem en çok güldüğüm, hem en çok güldürdüğüm, hem pastalarını en sevdiğim, hem her defasında yoksa bir kardeş miyizzz diye tepki verdirttiğim, hem bana en çok 'ssalak' diyenim ('s'deki vurguya dikkat), hem en eleştirmenim, hem en nazımı niyazımı çekenim, hem birlikte yatırım yapacağım, hem 30'u devirenim, hem sen hep genç kız gibisin merak etme dediğim, hem hem de hem hem yani..... (((: canım P'cim doğum günün kutlu olsun, iyi ki doğmuşsun hatta iyi ki doğurmuşsun. (:
Daha da önemlisi iyi ki benim ablamsın... Ohhh kıskanın işte sizin böyle süper P bir ablanız yok. lalalalallalalalallalalaaaa.... (((:
Canım kardeşim benim Allah ayırmasın sevenleri, bak hep diyorum insana ne fayda varsa kardeşinden var, gutguturunamı kardeşsiz bırakma bu notu annem yazdırmış gibi oldu ama öyle büyükler ne diyorsa doğrudur. (:
P bugün benden özel istek istemişti telefonda Simge bacımızdan heppiiiiii de böörttteyy tuu yuuu heeeppiii de bööörrttteyy tuu yuuu parçasını, iş yerinde olduğum için isteğine karşılık verememiştim. Akşam da okula gitmem gerektiğinden yüz yüze kutlama yapamamıştım. Ama merak etme P'cim dediğim gibi hafta sonu ıslatırız merak etme sen. 
Bu da sanal hediyen appplaaaccccııııııııımmmmmmmm..... :* kisss kissss kissss, love loveee loveeee, kisslove kisslove, kisss... Bak senin için tribünlere bile oynadım ((:

12 Aralık 2010 Pazar

Karlar Düşer Benden Fırsat Kalırsa

Kardan melek olamadım ben hiç. Küçükken annemler izin vermezdi kalk yatma karlara hasta olacaksın diye, şimdi zaten büyüdüm büyüdüm kooocaman oldum, 4 yeğen sahibi bi' teyla oldum olamam melek falan utanırım da kara yatmaya 2.80 ki malum artık eskisi gibi geniş alanlar yok, benim kardan melek olabilmem için şimdiki apartmanımızın bahçesi de müsait değil zaten. Geçti borun pazarı yani nereye sürersen sür eşeği.
Melek olamadım belki ama Ankara'ya gelene dek güzel kartopu savaşları yaptım, kardan adamlar yaptım, yavru köpeklerimin ilk karı gördükleri ana, o heyecanlarına tanık oldum ki anlatılmaz yaşanır cinsten bir mutluluktu bu. Korkmuşlardı ilk başta söylemesi ayıp çişlerini yapmışlardı hemen bembeyaz kara. Neyse karın keyfini bilirim yani.




Hayatım boyu imrenmişimdir şu kaykaycılara,patencilere,snowboardcılara... Nefesimi tutup izlerim o kadar yani. Karda şu foto'ların bir parçası olmak için neler vermezdim...

Lakin ben düz yolda bile yürümesini beceremeyen bir şahsiyet olduğum için bu foto'ların içine girince fotolar bu hale gelecekti şüphesiz. (:





Dengesiz bir insanım vesselam...  Dolayısıyla sakın gülme tamam mı blogcan eğer sen karda böyle güzel güzel yürürken yanından geçen pardon yuvarlanan bir çığ görürsen o benimdir işte. Yani anlayacağınız karlar düşer düşer tabi de benden fırsat kalırsa.... Bekle beni ilkbaharrrrrrrrrr... (:

9 Aralık 2010 Perşembe

:O:):(:p:D(H):@:$(;

 Kar geliyormuş duydunuz mu? Eskiden olsa pek çok severdim kendilerini ama artık kar demek ulaşım sıkıntısı demek benim için. Keşke yine tatilde olsam karlar yağsa ben mutlu olsam. Kar haberleri beni hem üzüyor, hem mutlu ediyor, hem heyecanlandırıyor, hem kızdırıyor, hem....
Tüm bu ruh hali döngüseli için sol baştan say blogcanım... 
 * Anladın sen onu gülümsemesi çünkü nereden baksan 4 aydır yazıyorum az çok tanıdın artık beni. Sen anlamazsan kim anlayacak blogcan silkelen kendine gel.
* Karamsarım gülümsemesi çünkü derslerimden geçip geçmeyeceğim hala bir muamma ve ben çok sıkıldım artık.
* Mutluyum gülümsemesi çünkü yarın cuma daha ne olsun.
* 32 dişimi çakar da kötü kötü sırıtırım gülümsemesi çünkü kesin bir muzurluk yapmışımdır. (bakınız: işten kaçmak  )
* Çok pis şekil yaparım gülümsemesi  çünkü hafta sonu siparişini verdiğim cicilerim gelmiş mağazada beni bekliyorlarmış.
* Gözümü para bürüdü gülümsemesi evet çünkü malum bankacı ve yıl sonu hedefleri ikilemi arasında sıkıştım kaldım. Şiişşştt blogcan var mı bakıyım bir bankada birikimin, üçe beşe bakmam damlaya damlaya göl olur sen getir mevduatını bize. 
 * Kızgınım gülümsemesi çünkü sırf sabah erken kalkmak zorunda olduğum için erken yatmak zorunda olmaktan nefret nefret nefret ediyorum.
* Melekim gülümsemesi çünkü öyleyim yani kusura bakma yapabilecek bir şeyim yok, huyum kurusun :D ( bak yine kötü kötü sırıttım 32 dişimle gördün mü)
* Öperim gülümsemesi çünkü biz Tarkan yakalarsam muuuuaahhaaaa kuşağıyız. Affetmeyiz yani kaç kurtar kendini nihahahahha.
* Korkakım gülümsemesi çünkü evde tek başıma kalamıyorum. Tabi bu titrek titrek bakışlar Balkanlardan gelen soğuk hava kütlesinin habercisi de olabilir bilemem.
* Üzgünüm gülümsemesi çünkü tatile gitmek istiyorum çook hem de çook ama imkansız izin alamam. :(
 * Çok utandım kendimden gülümsemesi çünkü en yakın arkadaşım ameliyata girdi ve ben ertesi gün aradım. O gün arayamadım. Rezilim ben. Dora gelsin kınasın beni "Medanşeri ayıppp sanaaaa Medanşeri ayıp sanaaaa" Bu durumda arakçı ben oluyorum tabi. :p Yeğeni, çocuğu olmayanlar varsa karışmam açın bulun izleyin Dora'yı. (:
* Esnemeyle karışık bir şaşkınlık belirtisi içindeyim gülümsemesi çünkü çizen kişi düzgün çizememiş. Benim suçum değil yani karışmam.
* Şaşkın şebelek saf saf dolanırım ortalardaki gülümsemesi çünkü bu genel ruh halimdir aşık olmama gerek yok yani bunun için. Yanımda olur biter her şey Medanşeri gördün mü, duydun mu n'olmuş derler. Kim,nerede,ne zaman,nasıl,neden diye başlarım saftirik saftirik.
 * Susarım gülümsemesi  çünkü kavga çıksın istemiyorumdur, birini kırmak istemiyorumdur, konuşursam ağlarımdır büyük ihtimal o zaman susarım yoksa zor. Susmam susturmam... 
* Ağlarım gülümsemesi çünkü sinirliyimdir. En çok sinirliyken ağlarım. Sevdiğim biri göz göre göre hata yapıyorsa engel olamıyorsam ağlarım. :( Ağlarım ağlarım ama çaktırmam, ağlarken dışım 9'8lik içim makberdir yani.

Öyle işte o zaman hep birlikte...

Hey oh listen what I say oh, come back and
Hey oh look at what I say oh
The more I see the less I know
The more I like to let it go...hey oh, whoa.... ((((:

6 Aralık 2010 Pazartesi

VARAN 1

Sonunda olduuuuuuuuuuuu.... Bugün ilk sunumumu yaptım. Biri gitti kaldı 4.  Nasıl yani deme, toplam 4 dersin yok muydu zaten de deme. Artık double ödevlere geçtik blogcanım.  Bugünkü sunuma gelmeden önce sunumuma hazırlanmam gerekirken ben tüm haftasonu deli gibi alışveriş yaptım. Cumartesi bir alışveriş merkezini pazar günü başka bir alışveriş merkezini fethettim desem yalan olmaz. Sonrasında ise kendi nişanına bile gitmeyi düşünmeyen ben, bir nişan merasimine katıldım. (: Beni gören herkes şok tabi. Nasıl yani bu medanşeri mi inanmam modunda. Düğünle dernekle nişanla kınayla işim olmaz benim. Çok ciddiyim kendi düğünüme bile gitmeyeceğim. Düğün istemiyorum ki millet tutturmuş olmaz da olmaz diye öyle. Çok meraklılarsa gitsinler, yesinler, içsinler, eğlensinler düğünüme. Sırf onlar için organize ederim bir şeyler yeter ki beni bulaştırmasınlar. (: Böylece gelinsiz düğün olarak tarihe geçeriz.
Evlenmeyi hala düşünmeyen ben hafta sonu ilk defa kendim için sevimli tuzluk-biberlik takımını  aldım cats by luyanodan . Amacım kendim değildi aslında alırken çok beğendim ve aldım ama eve gelince annem direkt iyi dursun bunlar senin çeyizine kalsın moduna girince kendime çeyiz almış oldum bende. Ben yaaa ben hala inanamıyorum. (: Öyle kendimi bile şaşırttım bu hafta sonu sonra da kredi kartımı şaşırttım biraz.O POS'tan bu POS'a gir-çık garibim hala şokta. Kullanılabilir limit falan hak getire. Bir dönem kendisine ulaşılamıyor. Bu şoku atlatabilmesi için ay sonuna kadar beklemesi gerekecek biraz. (:
Öyle işte dolu dolu bir haftasonu geçirdim anlayacağınız dolayısıyla çalışmaya fırsat kalmadı tabi bugün işte çalışıyım biraz dedim. Demez olaydım. Ne güzel sessiz sakin gidiyorken birden ben böyle der demez insan silsilesi aktı şubeye. Hay Allah'ım tut bi' çeneni di' mi tut ama yok cikk cikk konuşursam olacağı bu. (:
Velhasılı kelam bugün sunumumu da yaptım mutluyum. Bir an kendi sesimden tiksindim, bitsin artık bu çile dedim hem içimden hem dışımdan.  İlk başlarda böyle güzel güzel anlatıyorken laf lafı açtı laf lafı açtı uzadı tabi konu sıkıldım ben de gelemem öyle sıkıya. Sonlara doğru bir gör beni taramalı tüfek gibi anlattım. Medanşeridir ne yapsa yeridir dediler sağ olsunlar onlarda. Şimdi burada ne işim var bilmiyorum aslında yarına kadar yetiştirmem gereken başka bir ödevim var. O yüzden şimdilik blogcanım buralar sana emanet, dua et bana tamam mı, ye-dua et-sev 3'lüsünden yemesen, sevmesen de dua et (:

Haftasonu yine biri Şehrazat'a benzetti beni nam-ı değer Bergüzar Korel. Üniversite yıllarında bu Binbir Gece ilk medyatik olmaya başladığında önce en yakın arkadaşlarım sonra da tüm diğerleri tarafından sıklıkla benzetiliyordum ama hayretler içindeyim tabi. Yok ya ne alaka, size öyle geliyor diyordum millete. Sonra sadece yakın çevrem değil sokakta gören ya da ilk defa tanıştığım kişilerden de aynı benzetmeyi duyar oldum. Bana kalsa uzaktan yakından alakamız yok. Farklı bakış açılarıyla bakıyorum aynı şu fotolarda olduğu gibi yine benzetemiyorum derken kesilmişti bu benzetmeler dizi bitince ta ki bu hafta sonuna kadar. Yine ne kadar çok benziyorsunuz demeye başlayınca millet ben hemen böyle lafı değiştirme çabası içine giriyorum. Yok yaaaawss, ehee eheee teşekkür mü etsem bilemedim şimdi, asıl o bana benziyor haahaayytt,vs.vs.vs. gibi o anki ruh halime göre saçmalamaya başlıyorum hemen kıpkırmızı bir surat ifadesiyle.

1 Aralık 2010 Çarşamba

MİMDİR MİM -7-

Şu dönem çoooooooook yoğunum malum sömestra çok az bir vakit kaldı. Dersler, ödevler, projeler coştu desem yalan olmaz. Eee! Bir de yıl sonu geliyor işimle ilgili de ciddi anlamda hedefler, projeler var, seneyi başarılı bir şekilde geçirmiş olmamızın simgesi adeta yıl sonu verileri. Dolayısıyla aklımı oynatmaya beş kaldı blogcan. O sırada seni de ihmal ettim tabi biraz ama olur o kadar, sen anlarsın beni.
Sevgili deepblueeagle önce şahsım bir lacivertkolik olduğundan deepblue sıfatıyla dikkatimi çekmişti, ayriyeten bir BJK'li olarak eagle ifadesi de 12'den vurmuştu. O yüzden genelde 'deep' demeyi tercih etseler de kendisine ben o sonundaki eagle ifadesini kullanmadan içim rahat etmiyor. Dolayısıyla her seferinde deepblueeagle diyorum uzuuuun uzuuunn....
İlk zamanlarda dikkatimi ismiyle fazlasıyla çekmişti ama sonra yazdıklarıyla ve o çok değerli yorumlarıyla isminin önüne geçti. Bloguna girer girmez o sadeliği ve derinliği net bir şekilde hissedebiliyor insan. (;
İşte deepblueeagle den yine güzel bir mim gelmiş.

Konumuz:  “Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?”

Benim için cevaplaması oldukça kolay bir mim olmuş çünkü aşk terimi  benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Diyorum ya benim mantığım duygularımdan öndedir hep diye. Kalbim aklımın önüne geçemez pek. E! aşkın olduğu yerde mantık ne gezer. Hep sayısalcı olmamdan kaynaklı sanırım. Benim için hayat 2*2=4 gibidir. Hayatımın her anının mantık çerçevesi içinde olması şart. Benim dışımda gelişiyor bu durum ben istediğim için değil, aksini istesem de yapamıyorum zaten.  Dolayısıyla bir ilişkiden de beklentim yok. Tek beklentim saygı, saygı varsa sevgi de peşinden gelir diye düşünüyorum. Ne kaaaa yanlış nee kaaaa yanlış düşünüyorum di' mi biliyorum ama öyle işte yapacak bir şey yok. Bir de diyorum ya ben böyle sıkılgan bir şahsiyetimdir. İnsanlardan, olaylardan, durumlardan, hemen hemen her şeyden çok kısa bir süre zarfı içinde sıkılıyorum. Çok çabuk tüketiyorum her şeyi. Bir beklenti içine girebilecek zamanı bile tanımıyorum çoğu kez. Dolayısıyla nokta bitti. (:

Immhh tabi sen şimdi aşka inanmıyor musun yani diyorsan; Sordum sarı çiçeğe modunda, gel gör beeeeni beeeni modunda, ne olursan ol gene gel modunda dünyevi tüm özelliklerden arınmış nirvanaya 5 kalmış bir şekilde vardır herhalde bir yerlerde... Bize uğramasa da.

İşte böyle ben söylemesi ayıp ruhsuzum biraz. :*

Ne zamandır kimseyi mimlemememin vermiş olduğu heyecanlaaaaa ilk olarak;
Sevgili
kitapkurdu
Deniz.Kayra
Yeritimli Karanfil
İlknur
Sihirli Sepet
!!!8ex-en8!!!
GÜL'ÜMSE
UNICORN

Listenin devamı var aslında ama vaktim kalmadı yazmaya dolayısıyla bir kez daha tüm blogcanları mimliyoooruuuuuuummmmmmmmm..... (:

27 Kasım 2010 Cumartesi

They'll Understand One Day, One Day...



Babamın kullandığı laptop uzun zamandır bir arkadaşındaydı. Bilgisayarını geri alınca bana verdi 'Medanşeri sen anlarsın bir bak, kontrol et, vs....'diye. O an bilgisayarda yüklü olan müzik arşiviyle kendimden geçtim. Yann Tiersen'le birçoğumuzun olduğu gibi çok çok sevdiğim Amelié filmi sayesinde tanışma fırsatı bulmuştum. O günden beri dikkatimi fazlasıyla çekmekteydi lakin babamın laptopı elime geçtiği günden beri boyut değiştirmiş gibiyim. Düne kadar cep telefonu melodisi Lady Gaga olan, müzik denilince hadi hobaaa eller havaya, dımm tıss dım tısss yapan ben Andrea Bocellilerle, Juan Diego Florézlerle, Yann Tiersenlerle, Patricia Kaaslar ve daha niceleriyle kulaklarımın pasını gidermekteyim. (:

Hele hele bu Les Jours Tristes yok mu son dönemlerde beni benden alan yegane şarkı oldu kendileri... (:

Les Jours Tristes

It's hard,
Hard, not to sit on your hands,
And bury your head in the sand,
Hard, not to make other plans
And claim that you've done all you can,
All alone
And life
Must go on.

Its hard,
Hard, to stand up for what's right
And bring home the bacon each night,
Hard, not to break down and cry,
When every idea that you tried
Has been wrong.
But you must
Carry on.

It's hard,
But you know it's worth the fight,
Cause you know you've got the truth on your side,
When the accusations fly.
Hold tight!
Don't be afraid of what they'll say.
Who cares what cowards think anyway,
They will understand one day,
One day.

It's hard,
Hard, when you're here all alone
And everyone else's gone home.
Harder to know right from wrong
When all objectivity's gone
And it's gone.
But you still
Carry on.

'cause you,
You are the only one left
And you've got to clean up this mess.
You know you'll end up like the rest
Bitter and twisted - unless
You stay strong
And you
Carry on.

It's hard,
But you know it's worth the fight,
Cause you know you've got the truth on your side,
When the accusations fly.
Hold tight!
Don't be afraid of what they'll say.
Who cares what cowards think anyway,
They will understand one day,
One day.

Zordur,
Ellerinin üzerine oturmamak,
Kafanı kumlara gömmek,
Zordur, başka planlar yapmamak
Ve iddaa etmek elinden geldiğinin hepsini yaptığını,
Yalnız başına,
Ve hayat
Devam etmek zorunda..

Zordur
Doğru olanı savunmak
Her gece eve pastırmayı getirmek,
Hüzünlenmek ve ağlayabilmek
Şimdiye kadar denediğin herşey boşayken..
Ama devam etmek zorundasın.

Zor, ama biliyorsun direnmeye değer,
Doğru olanın senin tarafında olduğunu bildiğin sürece
Ve suçlamalar başladığında, sıkı dur!
Ne söylediklerinden sakın korkma
Zaten korkakların ne söylediğinden kim korkar ki
Onlar da bir gün anlayacaklar, bir gün..

Zordur, burada böyle yalnız başına
Herkes gitmişken kendi evine
Daha zordur, doğruyu yanlıştan ayırmak
Tüm hedeflerin belirsizleşmişken
Kaybolmuşken
Ama yine de devam ediyorsun işte..

Çünkü sen, sen geriye kalan son kişisin
Bu dağınıklığı temizleyecek olansın
Ve diğerleri gibi sen de tükeneceksin
Yorgun ve buruk,
Tüm gücünle tutunup,
Devam etmediğin sürece...



25 Kasım 2010 Perşembe

MİMDİR MİM -4-5-6-

Ne zamandır mimlere cevap veremiyordum ve bundan üzüntü duyuyordum ve işte gün bugün blogcanım.  (: Nostalji yaptım geçmişe gittim, mimlerimi tek tek bulmaya çalıştım. Gözümden kaçanlar olduysa eğer şimdiden çok çok özür dilerim. Böyle geçmişe yönelik mim cevaplamak çok zor oluyormuş  Hem mimleyecek kimse kalmamış oluyor hem de mimlerin kimlerden hangi konularda geldiğini bulmak çok zor oluyor. :(
Mim cevaplamaya başlamadan önce hemen hemen herkes bu mimleri cevaplamış dolayısıyla mimleyecek kimseyi bulamadım, ama siz eğer "Seni gıcık medanşeri bak ben daha bu konuda mimlenmemiştim ama mimlenmek istiyordum demek beni okumuyormuşsun pis seni derseniz!!!" bildirin hemen o anda zevkle, itinayla mimler bunu benim kocakafalığıma vermenizi sizden rica ederim. (;  

*** Sevgili kitapkurdu 12.11.2010'da tam olarak şu konuda mimlemiş beni.

Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin.

Öncelikle mim için kitapkurduna teşekkürler bir kez daha (: Benim kitaplığım yoktur elimde kitap tutamam, romanlarımı okuyunca hemen hediye ederim birine veya birisine okuması için verdiğim kitabı geri almam genelde sadece bii sürü biiiiiiii sürü ilim-irfan kitabım var.  Yine de denildiği gibi geçtim kitaplarımın önüne veeee derin nefes alıp gözlerimi kapayıp şöyle bir iki aşağı-yukarı, aşağı-yukarı yapıp elimle sonunda birini aldım. Kitabı ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama almak istediğim zamanları hatırlıyorum. İlk kez işe giderken serviste okumuştum ve yine süper bir kitap yazmış diğerleri gibi demiştim, orjinalliği, hikayeleriyle beni benden almıştı her sefer olduğu gibi Ayşe Kulin. Ayşe Kulin - Bir Varmış Bir Yokmuş kitabımız. Kitabın bir tarafında gerçek hikayeler varken diğer tarafında Ayşe Kulin'in kendi yazdığı hikayeler var. Kitapları benim gibi bir baştan bir sondan okuyanlar için birebir. Kitabın kokusunu da içime çekip 55. sayfasıbı açıyorum 2 tane 55. sayfa var bi' baştan bi' sondan biri Münir'in Öyküsü'nü diğeri Kedi isimli hikayeyi anlatıyor tabi ben kediyi seçiyorum ve işte paragraf...
"Adam yerinden kalkmaya davranırken, kucağına zıplıyorum aniden. Beni fırlatıp atsın mı, okşasın mı bilemiyor. Sağ eli sırtımda, öyle kalıyor. Tırnaklarımı pantolonuna geçirip, gurulduyorum. Pantolonu zarar görmesin diye, hemen itmiyor beni. Fırsattan istifade hızla dışarı çıkıp odasına koşuyor ve kapıyı kilitliyor hanım. Neyse ki bu kez anladı ona zaman kazandırmak istediğimi. Daha da iyisini yapacağım, benim için şu anda kolay olmasa bile. Kendimi iyice zorluyor, adamın kucağına işiyorum sıcak sıcak. Küfrederek beni ensemden tutup uzağa fırlatıyor. Ayağa fırlayıp banyoya koşuyor. Bu işi onunla ilk tanıştığım gün yapmak istemiştim ama cesaret edememiştim."

Evet hikayemiz bir kedinin ağzından anlatılıyor, kediciğin gözünden sahibinin yaşadığı inişli-çıkışlı hayat hikayesini anlatıyor. Kitapkolik biri olarak cevaplarken resmen kendimi kaybettiğim bir mim oldu. Bıraksanız tüm kitabı yazardım herhalde. 


*** Garip alışkanlıklarınız veya yapamadıklarınız mimini ilk çıkaran DenizKayra 09.10.2010 tarihinde ve 11.10.2010 DOZ BÜYÜCÜSÜ tarafından mimlenmişim. 
Deniz.Kayra'nın ifadesiyle,

Garip alışkanlıklarınız veya yapamadıklarınız nelerdir? 7 madde ile anlatın..
Şimdi ilk olarak ben garip biriyimdir söyleyeyim öyle 7 madde ile sınırlandıramazsınız beni. Ama yine de bir yerden başlamak gerek deyip başlıyorum yazmaya. 

Mim için Deniz.Kayra ve Dozbüyücüsüne sonsuz sevgiler... 

1. Ben solağım birçok garipliğimde bu özelliğimden kaynaklanıyor dolayısıyla top 7 listemin başında çoğu kişi tarafından tuhaf karşılanan solak olmamı yazıyorum ve bununla birlikte gelen mecburi alışkanlıklarımı. 
2. Benim dağınık bıraktığım bir şeyi başkasının toplamasından nefret ediyorum. Ben toplamayı bilmiyor muydum, bırak dağınık kalsın bir bildiğim var demek ki. İnsanların bunun için bir de benden teşekkür beklemesi iki kez çıldırtıyor beni hem suçlu hem güçlü diyorum içimden. Nankör müyüm ne?!
3. Ütü yapmayı çok severim hem de çooookkk. Tuhaf biliyorum ama seviyorum işte garip bir şekilde. 
4. Et yemem yiyemem beyaz-kırmızı fark etmez ama biri vejetaryan mısın diye sorduğunda evet de diyemem. Neden ben de bilmiyorum, direkt yooo aslında değilim değilim deeee yiyemiyorum işte. Kendim evet vejetaryanım diyorum da biri sorunca direk yoooooooooo modundayım. 
5. Hayatımda tüm istediklerimin elde edene kadar peşinden koşarım, elde ettiğim an benim için değeri sıfırlanır. Kötü bir huy ama böyleyim değişemiyorum. Basit örnek çok sevdiğim ama çok pahalı olan bir şeyi deli gibi isterim, alırım, ama sonra bir kez bile giymem, sıfatına bile bakmam. Her konuda böyle olunca olmuyor tabi. Psikolojik sorunlarım var sanırım. 
6. Tek başıma otobüse-dolmuşa binip bir yerlere gidemem. Hadi medanşeri atla gel dese biri gelemem. Yön-yol özürlüyümdür. Hep dalga geçerler koca kız oldun, okullar bitirdin, şuraya yalnız gidemez misin diye ama gidemem. Ne başka şehre ne de aynı şehirde başka ilçeye hatta aynı ilçenin başka bir semtine dahi tek başıma gitmem gidemem.
7. Küfür edemem, içimden bile. Bence tuhaf değil gayet güzel bir alışkanlık ama tuhaf geliyor çoğu kişiye nasıl yani diye ama öyle içimden zihnimden bile geçiremiyorum istesem de olmuyor. 

*** 20 soru mimini  ilk defa çikaran sevgili  Yeritimli Karanfil 'den 07.11.2010 da, deepblueeagle ve Deniz.Kayra 22.11.2010 da , Lütfi Mutluer 23.11.2010 da ve son olarak 24.11.2010 da ilknur   hepinize çok çok teşekkürler blogcanlar ((:

1. En sevdiğiniz kelime?
- poturum,momolum,gutguturunam
2. Nefret ettiğiniz kelime?
- olması gereken 'k' harfi yerine 'g' harfiyle söylenen tüm kelimeler, ör: koltuk-goltuk, kız-gız vs. 
 -yor ekindeki '-r' nin hiçe sayılması. Örnek: geliiyooomm, gidiyoomm.
3. Ne sizi heyecanlandırır?
- Heyecanlı bi' tip değilimdir, öyle kolay kolay heyecanlanmam. Yaşayıp görmem lazım bilemedim şimdi. 
4. Heyecanınızı ne öldürür?
- Heyecanımı paylaşmak istediğim kişinin ruhsuz ruhsuz dinleyip, tuhaf yorumlar yapması
5. En sevdiğiniz ses nedir?
- Su, Coldplay solisti, saatin tik-tak sesi, bakma öyle be şaka yaptım. (:
6. Nefret ettiğiniz ses nedir?
- Sabit telefonların dülüü lüü lüü lüüüüü sesi, kapı zili, çalar saatin uyandırma sesi ve asıl para sesi en çok senden nefret ediyorum.
7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
- Pazarlamacı
8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
- Zihin okumak, arada bir de uçsam fena olmaz hani. 
9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
- Immhhhh... Daha sabırlı, çalışkan, iradeli, kısaca daha "iyi" (içini siz doldurun) biri olurdum da kim bilemedim yok öyle somut birisi 
10. Nerede yaşamak isterdiniz?
- Bana kalsa önce yaşamak ister miydiniz diye sorulmalı gerçi ya yine de ailemle, sevdiklerimle olacağım, mutlu olabileceğim herhangi bir yer olabilir sevdiklerim canım ailem yanımda olduktan sonra çok da önemli değil bence.
11. En önemli kusurunuz nedir?

 - Kimseye güvenememek, fazlaca realist düşünmek, kimseyle küs kalamamak
12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
- Uykuya düşkünüm, "bana ne"ciyim, "ben istedim olsun"culuğum, her şeyi son ana sıkıştırma huyum da var tabi, bir de çikolata, daha da var ama söylemem... 
13. Kahramanınız kim?
- Safinaz Temel Reis için kahramanım benim, erkekim benim derdi bak o geldi şimdi aklıma lakin o kadar. Başka da birşey gelmedi.
- Kuçurik adında köpeğim vardı benim canımmm ama komşumuz kahraman diye seslenirdi ona kuçurik demezdi. Bak yavrum geldi aklıma trafik kazası sonucu hayatını kaybetti :(
14. En çok kullandığınız küfür?
- Küfür edemem ben ama salak derim :( Sık kullanırım yani...
15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
- Karamsar ( acaba derslerimden geçebilecek miyim)
- Endişeli ( saat geç oldu yarın sabah kalkabilecek miyim)
-Mutlu (balığım happ happ diye ses çıkartıyor, ağzından baloncuk çıkartıyor )
16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
- Boş insanım ben bir felsefem bile yok. 
- Hiç ölmeyecekmiş gibi bugün yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak. olmasını istiyorum ama beceremiyorum.
17. Mutluluk rüyanız nedir?
- Rüya aleminde yaşamam ben pek ama ailemle sevdiklerimle mutlu mesut yaşamak, bilinçli bir müslüman olmak, insanların akıllı olması, savaşların bitmesi, herkesin şuurlu olması, alkol-uyuşturucu-sigaranın hiç olmaması, kötü niyetli insanların hiç olmaması vb. tabi madem rüya göreceğim bir de Audi Q7'im olsun tam rüya olsun (:
18. Sizce mutsuzluğun tanımı?
- Sevdiğim kişilerin yanlış yapması, evet evet kesinlikle bu.
19. Nasıl ölmek isterdiniz?
- Şehit olmak isterdim, üzerimde de hiç kul hakkı olmadan ölmek, ölümün bile hayırlısı, çekmeden kimseye çektirmeden...
20. Öldüğünüzde cennete giderseniz ALLAH 'ın size ne söylemesini istersiniz?
- Bu nasıl bir soru böyle (:  Cevap veremem yani şimdi ne desem boş, zihnim durur sanırım ama ALLAH'ım biliyordur zaten ne istediğimi isteyeceğimi. Benim istekte bulunmama gerek yok şayet cennete gidebildiysem. (:

*** Evet uzun yazı okumanın sıkıcı olduğunu biliyorum, biliyorum daaa bu sefer mecbur kaldım. Mazur gör blogcan tamam?! (:

22 Kasım 2010 Pazartesi

"MİM"sel Açılım

MİMsel durumlar var ya, öncelikle beni MİMleyen tüüüüm blogdaşlarıma,  blogcanlara kocaman kocaman teşekkürler, sevgiler, öpücükler ... Henüz cevaplamadığım 5-6 tane mimim var sanırım rezilim biliyorum ama cevaplayacağım gerçekten ki... MİMsel özürler buradan sizlere... :'(
Komik bi tesadüf belki ama MİM diye bir dersim vardı benim üniversitedeyken. İlk MİM diye duyunca ne oluyor ya haayıııııııır diye geçirmiştim içimden burada da mı buldun beni bırak peşimi diye. Makro İktisadı Modeller yani kısaca Mimdir Mim işte. Bu da "MİM"sel açılım olsun benden size.

***
Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum tatil sonrası bugün iş başıydı malum dolayısıyla dipteyim sondayım bildiğin depresyondayım blogcan. Sabah kalkamadım tabi yine Allah'ım yaa ben kaçta kalkıyordum acaba işe gitmek için falan gece boyu bunu düşündüm. Bu yüzden uyuyamadım sonra uyanamadım. Gülme, dalga da geçme, içinden salak yaaaa da deme tamam mı? :( Cidden unuttum yani, işe gitmek için kaçta kalkmalıyım acaba çalar saatimi kaça kuruyordum diye düşündüm çünkü ben hemen kalkamam yataktan ayılamam. Örnek sabah 8 de kalkıyorum ama çalar saatimi 6:45'e kuruyorum. Her 15 dk.da bir erteliyorum, ertele ertele her 15 dk.da bir o gudubet çalar saati dinle dinle derken en sonunda cinnet geçirip kalkıyorum yataktan. Yoksa 8:00 da kalkmak için 8:00'e kursam saati dön o yana dön bu yana öff pöööff son bi' dk daha uyuyayım söz kalkacağım, tamam tamam son 3. sn bu sefer kesin kalkacağım falan diye kendimle konuşurken geç kalıyorum.

***

Sanki 9 gün değilde 9 yıldır tatildeyim. Tamamen resetlemişim kendimi yine. 2 gün tatil veriyorlar sonra tatil dönüşü çık işin işinden çıkabilirsen. Deli gibi yoğunduk bugün. Nefes almaya vakit bulamadım desem yalan olmaz sanırım. Mesleğimi seviyorum aslında, bakmayın serzenişlerime, bir sabahları bir de insanları sevmiyorum sanırım. Sinir oluyorum, aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyorum. Bir de nasıl dikkatli dikkatli bakıyorlar adama hepten cinlerimi tepeme çıkarıyorlar. Öyle dikkatli inceliyorlar ki bir gün dayanamayacağım kaşımda kaç adet kıl vardı diye yada kirpik adetimin karekökünün 3'e bölümünden kalan sayının sinüsünü soracağım birine. Ben bile o derece incelemiyorum kendimi.  Bugün bir işlemim vardı oradan bir bayan gelmiş dibimde duruyor bana bakıyor. Hanımefendi dedim gayet kibar, işlemim var müsaade edin bitince size de yardımcı olurum ama yok dibimden ayrılmıyor. Zaten yoğunuz dedim ya en sonunda patladım bakmayın bana öyle bir gidin ileride durun rahatsız oluyorum dedim. Dedim yani o hışımla tek celsede çıktı ağzımdan, iyi başka bir şey demedim.
 
***
Bir insan bir insana neden bakar, ben kafamı kaldırıp tenezzül edip de bakıyor muyum hiç birinize, sadece bakmakla bir bakışla hiç bir şey olmuyor maalesef öküz-tren muhabbetinden başka, bak bak sonu yok yani varsa bir şey gelip söylersin di' mi, söyleyebilmelisin en azından, bakmasın bana kimse... Kötüyüm ben ya kötüyüm bildiğin kötüyüm pişman da değilim. Keşke böyle sözde değil de gerçekten kötü olabilsem bir de. Beverly Hills'ten Bianca'cım tıpkı senin gibi kötü biri. Bir insan bir insana neden sadece bakar ki, saçma!!!
Neyse ben yine iyi kız olup sütümü içtim, artık uyku vakti. Malum yine mecbuuurenn mecburen erken kalkmak mecburen işe gitmek mecburen mecburiyettennn..... (:

19 Kasım 2010 Cuma

Çikolata:Yemek Borusundan Yüksek Doz Endorfin

 Bayram giderken içimizde bir huzur, bir mutluluk, bir huşu bıraktı değil mi blogcanlarım?
Değil tabi ki de. Ben sana söyleyeyim ne bıraktığını. Kendi mutlu mesut geldi gidiyor giderken de bana pis pis sırıtıyor. Kandırdıııımm seeeniiiii, kandııırdım seniii diye. Her şey güzel olacak sandın di' mi diyor, verdi yüksek doz çikolatayı damardan, salgılattı endorfini, ortalarda sevgi kelebeği gibi dolaştırttı bi' güzel,  ahh çok mes'udum dostlarım hayat bayram olsa insanlar el ele tutuşsa yaa yaa yaaa saa saa saaa....
Ne zamandır bu kadar çok çikolata yememiştim. 3 gün boyunca hiç yemek yemedim desem. Normalde de zaten çok yemek yiyen, yemeklerle arası iyi olan biri değilimdir. Yemek yemeyi değil de böyle abur cuburumsu eften püften şeyler yemeyi severim ben sevmekle de kalmam bi' güzel yerim. Ama 3 gündür ağzıma bi' kaşık yemek  girmedi bugün fark ettim, damarlarımdaki endorfin miktarı azaldıkça bilincim yerine geldikçe ağzım açık kalıyor, kendime hayret ediyorum. Ne kadar da sağlıklı besleniyorum, kendimle gurur duyuyorum.
 Sabah-öğle-akşam ve ara öğünlerde çikolata forever. Ne mide varmış bende de yazarken midem bulandı ama yerken öyle olmuyor işte, pişman değilim yine olsa yine yerim.
Bayram bilançosu ağır oldu tabi benim için. Yüksek doz kalori ve kilo olarak geri dönüş yaptı bana bu sahte mutluluk.
Çikolata diyeti diye bir şey çıksa, sırf çikolata yiyerek zayıflasak yada çikolata bağımlıları için klinik açılsa. Bu nasıl bir iradesizliktir bende ki, evlerden dolaplarımızdan ırak olsun.
Bayramlarda insanların neden mutlu olduğunu da buldum. Herkes yiyor çikolataları hayat bayram oluyor. Eski bayramların tadı da artık kalmadı çünkü çocukken normalde çok çikolata yememize izin verilmezken bayramlarda kontrol edemezlerdi.
Sihirli kelime "çikolata" yani. (;

Ey çikolata duy beni gün gelecek ve ben senden nefret ettiğimi duyuracağım. Seni sevmiyorum diyeceğim :(  Evet yapacağım bunu, silip atacağım seni hayatımdan bir gün, bir gün, bir gün....
Şimdilik çikolatadan değil de çikolataya çukulata diyenlerden nefret ediyorum, bu da bir gelişme bence. (:
Gell bana çikooolata sevgilim ben seniiii...... ((:

16 Kasım 2010 Salı

İsmi Cismi Kiss Me (:

Lise yıllarında bir arkadaşım vardı: Özgür. Okulda birlikte, dershanede birlikte, özel derste birlikte. Hemen hemen 24 saat bir aradaydık. Gak özgür guk özgür, her iki lafımdan biriydi kendisi. Biz bir elmanın iki yarısı olamasak da iki delisiydik kesinlikle. Deli bildiğin deli işte açıklama yapmayacağım. Haftada bir bilemedin iki maksimum üç özel ders alırdık birlikte. Derslerden bir tanesini Özgür'lerde alırdık. Ders saatinden bir-iki saat önce babam beni onlara bırakırdı. Evde de o zamanlar (hiç neden diye sorma gereği duymasam da) kimse olmazdı. Biz iki deli kakara kikiri... Bir gün babamın işi vardı amcam bırakacaktı beni. Yolda gidene kadar yine ondan bahsettim. Özgürle şöyle yaptık böyle yaptık, şöyle oldu böyle oldu. Amcama neyse çocuk işte anlatıyor saçmalıyorum kendi çapımda. Amcam dedi ki ders kaçta başlıyor, dedim şu saatte, erken değil mi dedi ama biz erken buluşuyoruz dedim. Dersten önce sanki hiç bir arada değilmişiz gibi yapmamız gereken şeyler olurdu hep. Neyse işte dedi evde kim var kim yok. Dedim kimse yok. Özgürle ben sadece. Tabi ben bu arada hala anlatıyordum şöyle de böyle diye. Hiç unutmuyorum tam evin önüne geldiğimizde amcam ben de bir geleyim mi olmuştu. Bizi ne zaman tanıştıracaksın falan diye soruyordu. Bir iki dakika böyle afallamıştım nasıl yani falan diye sonra birden şimşekler çakmıştı beynimde. Amcaaaaaaaaaa Özgür kız arkadaşım benim diye. (: Anlattıklarımı düşününce nasıl utanmıştım sonra. Amcam özgürü erkek sanıyormuş meğersem.
Üniversite yıllarımda da Cihan diye bir arkadaşım vardı. Bir dönem samimi olmuştuk. Telefonuma gelen her iki mesajdan biri ondandı, benim gönderdiğim her iki mesajdan biri onaydı. Tam böyle ders seçme dönemiydi. Seçmeli dersler konusunda ne yapmalı ne etmeli diye epey kafayı bozmuştuk. Benim içim dışım birdir genelde, gizli saklım yoktur. Ağzımda bakla ıslanmaz söylemesi ayıp. Ama kendimle ilgili olan konularda onun haricinde çok pis sır saklarım o ayrı. İçimi bi' döksem yer yerinden oynar o derece yani. Tamam abarttım itiraf ediyorum. (: Bizimkiler ben cihan aşağı cihan yukarı dedikçe merak etmişler tabi kimdir bu cihan diye. Dışarı çıkarken de cihanlayım diyordum. Birgün telefonumu abime vermiştim. Dedim ya gizlim saklım yoktur zaten diye mesajlar falan kalmış öylece temizlemek aklıma dahi gelmemişti hafızayı. Ağabeyim dayanamamış ablama sormuş cihan kim ki acaba diye. Ablam demiş bende duyuyorum sürekli ama öyle birşey olsa medanşeri söyler dedim ya ağzımda bakla ıslanmaz diye. Bana da soramamışlar kendi çaplarında '-mı acaba' '-mı acaba' diye düşünürken buldum kendilerini. (: Dedim höööyytttt ne oluyor. Duruma açıklık getirdim tabi sonradan cihan kız arkadaşım benim. Don't worry, no problem, no problem. (:
Hem kızlara hem erkeklere kullanılan ortak isimler genelde problem sosyal hayatta ki merve diye bir erkek, ismet diye de kız ismi olduğunu da hesaba katarsak anneler babalar çocuklarınıza isim koyarken amann içinizden ne geliyorsa onu yapın boş verin, hesabını siz vereceksin nasıl olsa, bana ne???!!!
Kötüyüm ben evet evet kötüyüm. Bu ne bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık, bu ne aklına geldiğini yazmacılık, bu kaaaa olmaz yani bu kaaaa olmaz.
Şişşştt neyse şimdi onu bunu bırak da şu bir haftalık tatilde bitirdim bitirdim proje ödevlerimi. Bu ne yawwss biri bitmeden öteki proje konusunu veriyorlar. Daha da elime böyle bi' fırsat geçmez. O yüzden şehir dışına bile gitmedim tatilde. Hem okuyorum hem üzerine para veriyorum niye paralı olunca belki çok kasmazlar diye halt etmişim. Daha çok kasıyorlar. :( Gerçi benimde şansım yoktur ya neyse.
Şimdi gidiyim de biraz daha yönüne eylemine, hebelesine hübelesine bakıyım, yazıyım. Sen de uslu uslu bayram çocuğu ol büyüklerin elinden küçüklerin gözünden tamam mı blogcan ? :?

15 Kasım 2010 Pazartesi

{{?.%//;;+%&//^''!**?*-}}

Hiçbir şey hissetmiyorum tamamen nötr. Yarın bayrammış bugün mutluyum çünkü tatil. Yarın da mutlu olurum büyük ihtimalle çünkü tatil. Kendimi bayrama hazırlamak istiyorum ama imkansız. Hiçbir şey hissetmiyorum, hissedemiyorum.
Sürekli deniliyor  ya nerede o eski bayramlar diye, bayramlar hala aynı değişmedi ki, değişen sizsiniz, değişen benim, bayramlar hala eskisi gibiler değişmediler, insanlar değişti. Nerede o eski insanlar demeli...
2004 yılında ilk Ankara'ya geldiğimde bitti o sene bayramlar benim için. Eskiden severdim bayramları niye mi?
* Çocukken yılda 2 kez kıyafet alınırdı zaten, o da bayramlarda. Bizim bayramlıklarımız Ankara'dan gelirdi. Nasıl merak ederdim. O gece gerçekten uyuyana kadar hep bayramlığımı hayal ederdim. Ertesi gün bayramda gelirdi kıyafetlerim, süslü püslü, fırfırlı mırfırlı. Mutlu olurdum. Şimdi öyle mi? Her hafta alış-veriş merkezlerindeyim çünkü Ankarada'yım. Sürekli yeni şeyler alıyorum ama mutsuzum.
* Eskiden bayramlarda kuzenlerim gelirdi. Ne çok severdim onları. Gelmeleri için şaka değil dakikaları sayardım. Eskiden bedenlerimiz ayrı şehirlerdeydi ama ruhlarımız hep birlikteydi. Mutluydum. Şimdi bedenlerimiz aynı şehirde ama ruhlarımız başka alemlerde maalesef mutsuzum.
* Bayram harçlığını nasıl  unuturum ki?! Bir sürü param olurdu bayramlarda ama harcamazdım. Zaten oyuncağı, kıyafeti, şeker-çikolatayı hiç eksik etmezlerdi sağ olsun ebeveynlerim. Bayram harçlıklarımla dolara yatırım yapardım. Belliymiş o zamanlar bankacı olacağım. Çok utanırdım biri bana para verdiğinde, hiç almak istemezdim harçlık, böyle utana sıkıla zorla sokuştururlardı ceplerime. Dolarlarım arttığında mutlu olurdum. Şimdi bi' dünya maaşım, cebimde kredi kartım ama mutsuzum.
* ......
* Nerede o eski insanlar, küçük şeylerle mutlu olmayı bilen insanlar...
* Müslümanım diyorsam ve bu mübarek günde hiçbir şey hissedemiyorsam bir yerlerde sorun var demektir. Bazı şeyleri sorgulamanın, geç olmadan ayılmanın, manevi yolculuğa çıkmanın zamanı gelmiş geçiyor demektir...

12 Kasım 2010 Cuma

Soğuk Nevale ?!

Bu hafta geçmek bilmedi bi' türlü. Bereket bindi mübarek. Cuma hiç olmayacak sandım bir ara. Kötü bir hafta geçirdim. Bugün cuma normalde deli gibi mutlu olmam gerekirdi ama cuma olduğuna bile sevinebilmiş değilim. Dönem dönem olur bana böyle. Genelde huysuzumdur falan zaten de arada sırada böyle her şeyden içim kaçar. Şu dönemde öyleyim işte.
Maymun iştahlıyım... Daldan dala daldan dala yani.  Sıkıldım herkesten, her şeyden... Uzun lafın kısası tıkım kaçtı işte.
Neyse o değilde bugün ne oldu? Birine havale formu doldurtuyorum ödeme
yapılacak. Karşı taraf bir mesaj bırakmış ilgili kişiye. Diyorum ki size bir mesaj var haberiniz var mıydı, yok diyor ama bunu söylerken suratımı bir gör beş karış. Dedim ya mutsuzum zaten diye. Merak etti tabi ki hayırdır acaba falan moduna girdi. Yok önemli bir şey değil zaten merak etmeyin diyorum ama orada yazan mesajı bir türlü söyleyemiyorum. Tam ağzımı açıyorum söylemek için söyleyemiyorum. Cümle dudaklarımın arasında hapsoluyor. Bi' türlü telaffuz edemiyorum. İyice meraklandı tabi endişelendi, kötü bir haber mi yoksa diye. Yok diyorum kötü değil ama şeyy işte şeyy ımmmmmhhh şeyyy yani şeeeyyyyy kemm küümmmm... Söyleyemedim.
Bi' taraftan gülümsemeye başladım artık sinirden, bi' taraftan ne güzel yaa diye geçiriyorum içimden ama bir türlü konuşamadım. En sonunda bi' sn. dedim çıktı alabilirsem size veriyim siz okuyun. Aldım verdim okudu. O da sırıtmaya başladı tabi.  Ben artık kıs kıs gülmeye başladım gerçek kötülerden muttley gibi.
Mesaj ne miydi? Sade ve sadece ' I LOVE YOU ♥'
O an fark ettim ki ben hep içimden sevmişim hiç dışarıya yansıtmamışım. Kimseye sevgimi belli etmemişim. O fark etsin istemişim. Kimseye I love you I love youuu Do you love me? Yes,I dooooo dememişim. Sonra düşündüm bu bi' eksiklik belki de. Düşünsenize şu 3 kelimeyi bi araya getirip bi' cümle kurup söyleyemedim karşı tarafa. Şok oldum. Bu kadar sevgi noksanı olduğumu düşünmüyordum açıkcası, hep eleştiri alıyordum 'soğuk nevale' diye ama ciddiye almıyordum çünkü ben aslında onları seviyordum ama içimden. Hiç dışıma yansıtmamışım bunu da fark etmemişim işin komiği hatta traji komiği buna gerek bile duymamışım.  Neden çünkü karşılıksız sevmişim, severken karşı tarafta beni sever mi sevmez mi düşünmedim ki hiç. Ben içimden seviyorum ya yetmez mi? Mesela kedimi severim köpeğimi severim balığımı severim o da beni sevsin diye beklemem. Geçip karşısına seni seviyorum demem.  İşin şakası bir yana 'Seni seviyorum' demekle sevgi olunmuyor ki. Ağzın seni seviyorum dese içinden bin bir türlü fenalık geçse daha kötü di mi??!!! Benim tam tersim işte. (: Özümde iyi kalpli sevgi pıtırcığı biriyim de (yaaalannnnnnnn!) dışarıdan kutuplardan bir buzul. (: Sanırım arada sevgi bayraklarını fora yapmak lazım. Günde bir doz- ıyyyğğğ yok çok cıvık cıvık olur o zaman, haftada bir doz - yok yokk içim kaldırmaz, ımmm ayda bir doz- ehh işte ama yine de 3 ayda- cıkksss, 6 ayda- düşünmem lazım, iyisi mi yılda bir doz sevgi aşılamalıyım sanırım. Anla işte o kadar sevgi pıtırcığı, ıtırcığı, poturcuğuyum işte.

Neyse siz bana bakmayın blogcanlar sevgi bayraklarını fora yapın...

Seviyorum, seviyorsun, seviyor, seviyoruz, seviyorsunuz, seviyorlar....

Son olarak papatya fallarına inananlar için yazıyım. Altın oran kapsamında bir papatyaya seviyordan başlarsan seviyor, sevmiyordan başlarsan sevmiyor çıkar. Eğer bunun tersi çıkarsa o papatyanın DNA'sı bozuk demektir. Yani hiç boşuna sevinme ıtırcığım beni seviyor, sevmiyor desem de seviyor diye. Nihahahhahaha kötüyüm ben kötüyümmm kötüyümmm kötüyümmmmm...... (:
İlk sevgi denememe sizlerle başlıyorum. Denemeee birr kiii seeee seeee denemee füüü füü denemee sonn kiii birr kiii sesss see see ses veriyorum....
Seeee niiii evet hep birlikte söylüyoruz....
Sizi seviyoruz blogcanlar  (:
 Bak yine 1.tekil şahıs kullanamadım gördün mü?  :* Böyle yapınca (yani : ve * ) ağzına sinek-böcek-cekörümcekörümcekörüm kaçmış gibi duruyor di' mi?

Not: Mimlere ilk fırsatta tek tek cevap vereceğim. Şimdiden teşekkürler... 

7 Kasım 2010 Pazar

Kız Deil Bi'şe

Bugün ailenin hanımları hep birlikte alış-verişe gittiler. Ben evde kalıp tez yazmayı tercih etmiştim ama ailenin erkekleri olarak babam-abim ve abimin oğlu paşamız da bizimle kaldı bir de minik bubukumuz. Dolayısıyla kitap sayfası bile açamadım evdeki tek bayan olarak dedim yemek yapayım ama hiç içim almadı. Dolabı açtım yufka varmış dedim o vakit börek yapayım. Hayatımda ilk kez börek yapmaya karar verdim ve dahası yaptım ama nasıl yaptım görmeniz lazımdı hatta görmemeniz daha sağlıklı sanırım. Hemen netten patatesli börek tarifi aradım, bir tarifte börekleri sarıp suya batırın yazıyordu. Akıllı kafam işte önce normal yap di' mi sonra taktik geliştir. Yok ben direkt bu tarifi yapacağım dedim. Önce börekleri saramadım bir türlü sigara böreği gibi olması gerekiyordu. Şekilleri çok kötü oldu sanırım düzgün kesemediğimden. Sonra attım suyun içine bir çıkardım ıyyy nasıl sızıyor dedim acaba sıksam mı suyunu tarifte öyle bir şey yazmıyor. Öyle sulu sulu dizdim tepsiye yumurtadan tiksinen ben yumurta sarılarını sürdüm. Susam-çörek otunu da serpiştirince böreğe benzedi biraz. Öylece attım fırına ama yağlı kağıt koymayı unuttum tepsiye.  Neyse ki çok yapışmamışlardı. Yalnız onları sarmak ne kadar sıkıcı bir şey sıkıntı geldi bir an içime sar, sar bitmiyor. Yaparken ki o rezilliğimden sonra sonucu cidden merak ediyordum ki herkes çok beğendi. Ben de beğendim cidden çıtırdak olmuşlardı su işe yaramış demek ki. İlk börek maceramdan alnımın akıyla çıktım, sizlerle de paylaşmak isterdim ama foto çekmek için bile 1 tane dahi kalmadı. Anlayın o kadar güzel yapmışım işte. (:
Eski şubemde de tek bayan bendim. Öyle sıkılırdım ki. Tek bayan olmanın hem avantajı hem dezavantajı oluyor. Avantajı sana hiç iş bırakmıyorlar, angarya işleri hep onlar yapıyor veya mesaiye kalınacaksa sen git biz yaparız diyorlardı, hatta böyle tuhaf bir müşteriyi görür görmez buyurun biz yardımcı olalım derlerdi, muhatap olmak zorunda bile kalmazdım şimdiki gibi. Ama dezavantajı da var tabi dedim ya sıkılıyor insan tek başına. Onlar kendi aralarında futbol muhabbeti falan yaparlardı, ben de anlarım iki yorum yapayım dediğimde öyle şaşkın şaşkın bakarlardı ki sen
nereden biliyorsun medanşeri modunda veya onlar halı saha maçı düzenlerlerdi çoğu zaman eksik kalırlardı, oyuncuya ihtiyaçları olurdu içimden beni de alın beni de alın, hem  sol ayak, hem forvetim kaçırmayın demek geçerdi. İyi oynadığımdan değil sadece onlarda iyi oynayamıyormuş bildiğimden. (: Onlar ise Medanşeri akşam maçımız var desteklemeye gelmeyecek misin derlerdi, ponpon kız gibi o ne öyle... Ben oynamaktan bahsediyorum - düşünüyorum onlar ne diyorlar. (:
Arkamdan bebe diyorlardı. Birçok kez kulak misafiri oldum bazen ağızlarından da kaçırıyorlardı ama art niyetli olduklarını düşünmediğim için hiçbir zaman kızmadım. Duymamazlıktan geliyordum ben de, yorum yapmıyordum. Lakabım pamuk prensesti. Aman ne güzel bak iltifat ediyorlarmış diye geçmesin aklınızdan. İronik olarak pamuk prenses derlerdi. Pis kokuya tahammül edemem, mide bulandırıcı bir şeyi görmek şöyle dursun duymak bile içimin dışına çıkmasına sebeptir. Tabi onca erkeğin içinde hijyen teyze gibi dolanıyordum ortalarda, yok ben ona dokunamam, ona bakamam, ıyyhhh öğğğğ böğğğ ünlemleri arasında pamuk prenses koymuşlardı adıma haliyle...
Arabalardan da anlarım mesela. İlgim vardır taaa çocukluktan beri. Öyle torna kaportadan değil tabi ki ama araba modellerinin hepsini bilirim neredeyse. Yolda görsem şu şu marka şu model şu özellikte avantaj dezavantaj söylerim bir çırpıda. Araba almaya niyetlenmiştim bir dönem ciddi ciddi bunlar netten model bakıyorlardı benim için. Onlara neyse. ((: Anlatırdım yok şunun şusu var yok bunun busu var, iki üç tane de terimsel ifade kullandım mı sen nereden biliyorsun bunları derlerdi amann amann büyümüş de arabalardan da anlarmış agucuk mugucuk modundaydılar.
Yani demem o ki bayanlar aslında birçok konuda bilgi sahibi ama erkekler sadece kendilerinin çok bilir olduğunu sanıyor. Böyle tuhaf tepkiler verdiğiniz içinde en azından ben bir bayan olarak sessiz kalmayı tercih ediyorum genelde bu tip mevzularda. Yorum yaptığımda daha çok utanıyorum, sıkılıyorum çünkü, en iyisi sen bilmiyorum san ben de bilmiyor saf numarası yapayım.

Yarın  pazartesi, işe oradan okula gidilecek. Aslında her pazartesi cumanın habercisi o yüzden böyle düşünerek sevmeye - alışmaya çalışıyorum pazartesilere. Kendimi kandırıyorum işte.

Not: Başlık konusunda da babaannem böyle marifetli elinden her iş gelen 10 parmağında 11 marifet olan  kızlar için süper kahraman anlamına gelen 'kız deil bi'şe' der. Karadeniz'de önemli bir sıfat tamlaması olur kendileri, övünmek gibi olmasın (((:

6 Kasım 2010 Cumartesi

Seçmece Değil Saçmaca Bunlar

Ne kadar karasız bi' insanım ben... Her konuda böyleyim. Yapsam mı yapmasam mı, gitsem mi gitmesem mi, desem mi demesem mi...  Bir türlü tamam nokta bitti 3 sn. içerisinde verdim kararımı diyemiyorum. Hep '-mı acaba' modundayım. Zihnim saniyeler içinde yüzlerce seçenek sunar önüme. Seçeneklerin sonuçları canlanır zihnimde. Acaba acaba derken iş işten geçmiş olur.
Kararsız olmadığım tek konu alış-veriş. Alış-veriş yaparken gel bir gör beni asla ikilemde kalmam. Girerim alırım çıkarım. Öyle ki alış-veriş yaptığım mağazalar zaten belli olduğu için kabine bile girmem. Mağazaya girerim, şöyle bir göz gezdiririm, seni seçtim pikachu derim kasaya gider ödemeyi yapar alıp çıkarım.  O yüzden arkadaşlarım alış-verişe çıkmaya bayılır benle. Satış temsilcileri için de tam sorunsuz müşteri tipiyimdir. Hiç dibimden ayrılmazlar o yüzden. İkilemde kaldığım nokta fiyat konusunda oluyor bazen acaba buna bu kadar verilir mi diye ama bir kötü huyum var bir şeyi beğendiysem o şey ya alınacak ya alınacak. İçimde kalacağına dolabımda kalsın di' mi?! Öyle ki alıp da hiç giymediğim şeylerle bile bi' kreasyon oluşturulabilir. Neyse bu konuya girmeyeceğim zaten kendime yeteri kadar kızıyorum içten içe bu hususta
Ya alınacak ya alınacak dedim ya ben küçükken istediğim bir şey alınmadığı takdirde hasta olurmuşum, o gün ateşim çıkarmış, anjin olurmuşum, içim dışıma çıkarmış, istediğim şeyi sayıklarmışım ateşten. Ne ilginç değil mi? Yada bana öyle geliyor (: Bir anne-baba için kabus gibi bir şey olması lazım. Çocukken bile tuhafmışım. Neyse büyüdüm de istediğim bir şey olmayınca hastalanmıyorum çok şükür artık sadece huysuzlanıyorum. Nihahahaha...
İşe başlayana kadar dünyanın kendi eksenim etrafında döndüğünü sanırdım. Hep her istediğim olurdu. İşe başlayınca çok zorlanmıştım o yüzden ilk sene. Müşteriler benim değil ben müşterilerin istediğini yapıyordum. Tuhaf bir duyguydu. İlk başlarda çok çabaladım onları değiştirmek için ama hangi birine yetişeyim başaramadım vazgeçtim. Onları olduğu gibi kabul ettim artık.
Dün canım dondurma istiyor demiştim ya bugün etkileri devam ediyordu dayanamadım öğlen bir güzel sundae yedim. Üstüne buzlu milkshake istiyordu canım aslında ama tuttum kendimi. Kalori patlaması oluşturmaya gerek yok değil mi?
Bir de niyeyse 2 haftadır mutsuzum. Şu sunumlar, ödevler yüzünden sanırım kastım biraz. Bir de yoğun günler geçiyorum iş hayatımda da. Tatile gitmek istiyorum ama hobaa eller havaya yapacağım bir yere değil de manevi huzur bulacağım bir yerlere.... Şu dünyanın gailesinden uzaklaşmak istiyorum bir
dönem, huzura ihtiyacım var... Arayanlara da aradığınız kişi şuan huzur keşfi için yolculuğa çıkmış bulunmakta diye not bırakmak istiyorum.....